Home » Co-Chairman in the Press » Türkiye’nin Ermenistan Çıkmazı

Türkiye’nin Ermenistan Çıkmazı

Türkiye’nin Ermenistan Çıkmazı

 

Sovyetler Birliği’nin dağılması ile birlikte bölgedeki dengeler altüst olmuş ve ortaya çıkan boşluğu doldurabilmek amacıyla küresel ve bölgesel güçler arasında büyük bir rekabet ortaya çıkmıştı. Türkiye bu sürece hazırlıksız yakalanmıştı. Bölgeye yönelik Sovyetler üzerinden siyaset üreten Türkiye, bu yeni süreçle birlikte dış siyaset manevralarını kurgulamakta geç kalmıştı. Zaten, Cumhuriyet döneminde dış politikasını Batı’ya endeksleyen Türkiye için Doğu, hatıralarda yad edilen bir coğrafyadan öte herhangi bir anlam ifade etmiyordu.  Aslında bütün dünyanın gözü Türkiye üzerindeydi, ancak bölgeyi yeterince tanımayan Türkiye, atacağı adımlar hususunda nasıl bir yol izlemesi gerektiğini bilmiyordu. Bu süreçte her ne kadar, “Adriyatik’ten Çin Seddi’ne Türk dünyası” gibi Pantürkist söylemler ortaya atılmışsa da Türkiye, bunu gerçekleştirebilecek altyapıdan çok uzak bir görünüm arz ediyordu.  Bu, Türkiye için tarihi bir fırsatın kaçırılması anlamına geliyordu.

Bugün Türkiye’nin bölgeye yönelik izlemiş olduğu siyaset, ABD ve AB’nin Güney Kafkasya politikalarıyla eşgüdümlü bir eksende cereyan etmektedir. Bölgede Rusya ve İran ile rekabet içerisinde olan Batı, Türkiye’yi önemli bir stratejik müttefik olarak görmekte ve uygulamaya koyduğu politikalarda Türkiye’nin kendi yanında yer almasını istemektedir. Özellikle Orta Asya ve Hazar enerji kaynaklarının dünya pazarlarına ulaştırılmasında Türkiye, Batı için büyük bir öneme sahiptir. Son dönemlerde gerçekleştirilen petrol ve doğalgaz boru hatları projeleriyle bunun somut yansımaları ortaya çıkmıştır. Sırada Nabucco Projesi gibi yeni ortak girişimler bulunmaktadır. Rusya’nın bölgedeki etkisinin kırılması, Türkiye’nin atacağı birtakım adımlara bağlı görünmektedir. Özellikle Ermenistan’ın Rusya kontrolünden çıkarılması ve Batı’ya adapte edilmesi, Türkiye’nin bu ülkeye yönelik tecridi kaldırması ve sınır kapılarını açması ile mümkün görünmektedir. 2008 Ağustosunda vuku bulan Rusya-Gürcistan savaşında bölgede büyük bir prestij kaybına uğrayan Batı, Ermenistan’ı kendi tarafına çekerek Rusya’yı bölgede yalnız bırakmak ve böylelikle kontrolü ele geçirmek istemektedir. ABD Başkanı Barack Obama’nın TBMM’de dile getirmiş olduğu Ermenistan sınırlarının açılması talebi, bu hedefin bir parçası olarak görülmektedir.

Sovyetlerin dağılması ile birlikte Güney Kafkasya’da barışçıl bir politika takip eden Türkiye, bağımsızlıklarını ilan eden devletleri tanıyan ilk ülke olmakla bunun somut adımlarını atmıştır. (1) Ancak, Ermenistan’ın Dağlık Karabağ bölgesini işgali ile başlayan Azeri-Ermeni çatışması, Türkiye’nin bölgeye yönelik politikasını gözden geçirmesine neden olmuştur. Ermenistan’a açılan sınır kapılarını kapatan Türkiye, fazla tepki çekmemek amacıyla hava koridorunu açık tutmuş, böylelikle insani yardımların Erivan’a ulaştırılması sağlanmıştır. Hatta Türkiye, bunun da ötesine giderek Ermenistan’a 100 bin ton buğday göndermiştir. Yine bu süreçte Türkiye, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı’na, Karadeniz’e sınırı bulunmayan Ermenistan’ın kurucu üye olarak katılmasını kabul etmiştir. Ermenistan ile iyi ilişkiler geliştirerek Karabağ sorununun çözümüne katkıda bulunmak isteyen Türkiye, beklediği karşılığı görememiş ve bu politikası iflas etmiştir. Bu süreç içerisinde her ne kadar dönemin Ermenistan Cumhurbaşkanı Levon Ter-Petrosyan da Türkiye’ye yönelik bazı açılımlarda bulunmak istemişse de, bu çabaları diaspora tarafından engellenmiştir.(2) Bu dönem, aynı zamanda diaspora Ermenilerinin gayretleriyle sözde soykırımın yabancı ülkelerce en fazla tanındığı dönem olmuştur.(3)

Ermenistan, geleneksel düşmanı olarak gördüğü Türkiye’den, 1915 yılı olaylarını soykırım olarak tanımasını ve bu doğrultuda tarihi Ermenistan topraklarının geri verilmesini talep etmektedir.(4) Diasporanın etkin lobicilik faaliyetleri neticesinde uluslararası arenada Türkiye üzerinde baskı kurmaya çalışan Ermeniler, bu şekilde çözüme ulaşmak istemektedirler.  Ermenistan, bu hususta kendisine İsrail modelini örnek almaktadır. Bilindiği üzere İsrail, kuruluş aşamasında soykırım söylemini etkin bir şekilde kullanmış ve diasporanın da maddi ve manevi desteğini arkasına alarak kendisine taraftar ülkeler kazanmıştı. Nihayetinde Yahudiler, “ana vatan” olarak kabul ettikleri Filistin topraklarını işgal ederek İsrail devletini kurmuş ve bunun dünya ülkelerince tanınmasını sağlamışlardı. Ermenistan’ın sözde soykırım üzerinde bu kadar çok durmasının en önemli nedenlerinden birisi budur.(5)

Ermenistan ile var olan sorunların çözümünden yana olan Türkiye, Erivan ile diplomatik ilişkilerin başlaması için ondan, komşularıyla olan ilişkilerinde uluslar arası hukukun temel ilkelerinden olan toprak bütünlüğüne saygı, sınırların ihlal edilmezliği ve iyi komşuluk ilişkileri gibi normlara bağlı kalmasını istemekte, ancak bu şekilde ikili gçrüşmelerin sağlıklı bir zeminde ilerleyebileceğini söylemektedir. Bunun için de öncelikle, Ermenistan’ın sözde soykırım söyleminden vazgeçerek Türkiye’nin toprak bütünlüğünü tanımasını ve işgal altında tuttuğu Azerbaycan topraklarından çekilmesini talep etmektedir. İçerisinde bulunduğu siyasi ve ekonomik tecritten kurtulmak amacıyla Türkiye ile diplomatik ilişki kurmaktan yana olan Ermenistan, bu hususta herhangi bir ön şartı kabul etmemektedir. Diğer bir deyimle, Ermenistan bir şey vermeden her şeyi almak gibi hiç de realist olmayan bir düşünce içindedir. (6)

Kapılar aralanıyor mu?

Güney Kafkasya’da kontrolü ele geçirmek isteyen Batı dünyası, bunun için öncelikle bölgedeki Rus etkisini kırmaya çalışmaktadır. Rusya’nın bölgeye müdahalesini kolaylaştıran sınır anlaşmazlıkları ve etnik çatışmalar, bu doğrultuda çözümlenmesi gereken temel sorunlar olarak görülmektedir. Batı dünyası için, mevcut sorunların çözümüne katkıda bulunabilecek en önemli müttefik ülke Türkiye’dir. Batı’nın Kafkaslar ve Orta Asya’daki çıkarlarını temsil eden Türkiye’nin bu noktada bölge ülkeleriyle olan problemlerini gidermiş olması gerekmektedir.(7) Hali hazırda Azerbaycan ve Gürcistan, Türkiye ortaklığında uygulamaya geçirilen projeler ile Rusya’nın etkisini kırmaya yönelik önemli adımlar atmış ve atmaya da devam etmektedirler. Bölgede dışlanmış bir ülke görünümü arz eden Ermenistan, Rusya ve İran’a tutunarak ayakta durmaya çalışmaktadır. Erivan’ın, Moskova-Tahran ekseninden kurtarılarak Batı bloğuna dahil olması ise her şeyden önce Türkiye’nin Ermenistan’a yönelik tecridi kaldırması ve Ermenistan’ın bölgesel projelere dahil edilmesiyle mümkün görünmektedir. Ermenistan’ın batıya açılan tek kapısı olan Türkiye, sorunun çözümünde merkezde bulunmaktadır.(8)

Bugün Türkiye, Ermenistan’a açılan sınır kapılarının kapalı bulunması nedeniyle Batı tarafından suçlanmakta ve Erivan’ın yaşadığı ekonomik sıkıntıların nedenlerinden birisi olarak gösterilmektedir. Bu bahanenin arkasına gizlenen Batı dünyası, sınır kapısı sorununun çözülmesi hususunda sürekli olarak Türkiye’ye baskı yapmaktadır.

Sınır kapılarının açılmasıyla Türk ekonomisine önemli bir gelir sağlanacağını düşünen bazı yerli işadamları ve siyasiler de sorunun çözümünden yana tavır takınmaktadırlar. Bu düşünceyi paylaşanlar, sınır kapılarının açılmasıyla birlikte Türk ekonomisine önemli bir girdi sağlanacağını ve sınır bölgelerindeki şehirlerde büyük bir ticari canlanma yaşanacağını öne sürmektedirler. Ermenistan’ın ekonomik verileri göz ardı edilerek yapılan bu tahminler gerçeği yansıtmamaktadır. Bugün, Ermenistan’ın toplam dış ticaret hacmi yaklaşık 2 milyar dolar civarındadır ve bunun da büyük bir kısmı borçla gerçekleşmektedir. Bu durumda Türkiye, sınır kapılarının açılmasıyla birlikte en iyimser tahminle 500 milyon dolar civarında bir dış ticaret hacmine ulaşacaktır ki, yıllık 300 milyar dolar civarında ithalat-ihracat hacmine sahip olan Türkiye için bu rakam, ciddi bir meblağ olarak görünmemektedir. Nitekim sorunun çözümünden yana kulis çalışmaları yürüten Türk-Ermeni İş Geliştirme Konseyi Eş Başkanı Kaan Soyak, son dönemlerde yapmış olduğu açıklamalarda, sınırların açılmasıyla birlikte iki ülke arasındaki dış ticaret hacminin bir sene içerisinde 500 milyon doları bulabileceğini ifade ederek bu tahmini doğrulamıştır. Bu haliyle, Türkiye açısından küçük bir pazar olan Ermenistan ile olan ticaretin, mevcut kapılar açılsa bile Türk ekonomisine ve sınır bölgesine canlılık kazandırması mümkün görünmemektedir. Ayrıca, hali hazırda Ermenistan vatandaşlarının Türkiye’ye girişlerinde herhangi bir engel bulunmamaktadır. Gerek bavul ticareti yoluyla, gerekse Gürcistan ve İran üzerinden dolaylı olarak yapılan karayolu ticareti aracılığıyla, Ermenistan’ın ihtiyaç duyduğu mallar Türkiye’den bu ülkeye rahatlıkla ulaştırılmaktadır.(9) Dolaylı yoldan gerçekleşen bu ticaretin, 2008 yılı itibariyle iki ülke arasında 250 milyon dolarlık bir dış ticaret hacmini oluşturduğu tahmin edilmektedir. Özellikle yakın zamanda açılması beklenen Aktaş Sınır Kapısı, Gürcistan üzerinden Ermenistan-Türkiye bağlantısını 68 km.ye kadar indirmektedir. Bu şekliyle kapı, aynı zamanda Ermenistan’a açılmış olmaktadır.(10) Meseleye bu yönüyle baktığımızda, sınır kapılarının açılmasının Türkiye’ye artı bir fayda sağlamayacağını, buna karşın İran ve Gürcistan üzerinden ticari faaliyetlerini yürüten Ermenistan’ın bu ülkelere olan siyasi ve ekonomik bağımlılığının ortadan kalkacağını, böylelikle bölgede daha etkin bir politika geliştirebileceğini söyleyebiliriz. (11) Yine, sınır kapılarının açılması ile birlikte Türkiye üzerinden Batı dünyasına açılacak olan Ermenistan, Batı ile bütünleşme fırsatına kavuşacak ve Rus ekseninden uzaklaşmaya başlayacaktır. Tüm bu etkenler, sınır kapısı sorununun ekonomik olmaktan çok siyasi bir mesele olduğunu göstermektedir. Ermenistan’ın ve Batı’nın çıkarlarına hizmet etmeye matuf olan bu açılımın, Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinde ciddi bir hasara neden olacağı göz önünde bulundurulursa, kazançtan çok kayıp getireceği açıkça ortaya çıkmaktadır.

Sonuç

Bağımsızlık sonrası süreçte, dış politika stratejilerini “Büyük Ermenistan” projesi üzerine kurgulayan Ermenistan, mevcut siyasetiyle Güney Kafkasya’daki istikrarsızlığın baş aktörü olmuştur. Bu stratejinin bir sonucu olarak, komşularıyla gerilimli ilişkilere sahip olan Ermenistan, bölgesel ve küresel güçler arasında denge siyaseti izleyerek ayakta durma gayreti içerisine girmiştir. Hali hazırda, bu siyasetin tıkanma noktasına geldiğini söyleyebiliriz. Bugün Ermenistan, iki güç arasında bir tercih yapmaya zorlanmaktadır. Başını ABD’nin çektiği Batı bloğu, Ermenistan’ı Rusya’nın nüfuz alanından çıkarmak ve Batı’ya entegre etmek amacıyla yoğun bir çaba göstermektedir. Bunun için, öncelikli olarak Ermenistan’ın komşularıyla olan ihtilaflarını gidermesi ve bu doğrultuda yayılmacı siyasetinden vazgeçmesi gerekmektedir. Ermenistan’ın Batı dünyasına entegre olmasını sağlayacak yegane ülke ise Türkiye’dir. Bunun bilincinde olan ABD ve AB, Ermenistan ile sorunların giderilmesi hususunda Türkiye’ye baskı yapmakta ve çözüme yönelik adımlar atmasını beklemektedir.

Çözümden yana olan Türkiye, atılacak iyi niyetli adımların karşılıklı olmasını, bunun için de Ermenistan’ın Dağlık Karabağ’dan çekilmesini ve Türkiye üzerindeki emellerinden vazgeçmesini istemektedir. Nihayetinde, iki ülke arasında var olan sorunların çözülmesi, Türkiye’den çok Ermenistan ve Batılı ülkelerin menfaatine olacaktır. Böylelikle Ermenistan, bir taraftan içinde bulunmuş olduğu tecritten kurtulacak, diğer taraftan da ekonomisinin rahat bir nefes almasını sağlayacaktır. Ayrıca Batı dünyası ile bütünleşmesini sağlayacak olan Ermenistan, bölge ülkelerinin kendi üzerinde kurmuş olduğu baskıyı da kırmış olacaktır.

DİPNOTLAR:

1) Ömer E. Lütem, “Türkiye’nin Ermenistan, Ermenistan’ın Türkiye Politikası”, Ermeni Araştırmaları 1. Türkiye Kongresi Bildirileri II, Ankara, 2003, Yay. Haz. Şenol Kantarcı- Kamer Kasım, Ankara, 2003, s. 283.

2) Ali Hikmet Alp, “Kafkasya Stratejik Coğrafyasında Ermenistan Sorunu”, Ermeni Araştırmaları 1. Türkiye Kongresi Bildirileri II, Ankara, 2003, Yay. Haz. Şenol Kantarcı- Kamer Kasım, Ankara, 2003, s. 292.

3) Ömer E. Lütem, “Türkiye’nin Ermenistan, Ermenistan’ın Türkiye Politikası”, Ermeni Araştırmaları 1. Türkiye Kongresi Bildirileri II, Ankara, 2003, Yay. Haz. Şenol Kantarcı- Kamer Kasım, Ankara, 2003, s. 283.

4) Enver Ömür Polat, “Ermenistan Ulusal Güvenlik Stratejisi Belgesi Üzerine Analitik Bir İnceleme”, Ermeni Araştırmaları, 26, Ankara, 2007, s. 128-129.

5) Mustafa Mutluer, “Türkiye-Ermenistan İlişkilerinde Yeni Sorunlar ve Çözümler”, Ermeni Araştırmaları 1. Türkiye Kongresi Bildirileri II, Ankara, 2003, Yay. Haz. Şenol Kantarcı- Kamer Kasım, Ankara, 2003, s. 375-377.

6) Ömer E. Lütem, “Türkiye’nin Ermenistan, Ermenistan’ın Türkiye Politikası”, Ermeni Araştırmaları 1. Türkiye Kongresi Bildirileri II, Ankara, 2003, Yay. Haz. Şenol Kantarcı- Kamer Kasım, Ankara, 2003, s. 284-285.

7) Sedat Laçiner, “Ermenistan-Türkiye İlişkilerinde Sınır Kapısı Sorunu ve İlişkilerde Ekonomik Boyut”, Ermeni Araştırmaları, 6, Ankara, 2002, s. 36.

8) Nesrin Sarıahmetoğlu Karagür, “Türkiye-Ermenistan Sınırının Açılması Tartışmalarının Türkiye-Azerbaycan İlişkilerine Etkileri”, Türklük Araştırmaları Dergisi, 15, İstanbul, 2004, s. 290; Sedat Laçiner, “Ermenistan-Türkiye İlişkilerinde Sınır Kapısı Sorunu ve İlişkilerde Ekonomik Boyut”, Ermeni Araştırmaları, 6, Ankara, 2002, s. 35.

9) Nesrin Sarıahmetoğlu Karagür, “Türkiye-Ermenistan Sınırının Açılması Tartışmalarının Türkiye-Azerbaycan İlişkilerine Etkileri”, Türklük Araştırmaları Dergisi, 15, İstanbul, 2004, s. 295; Ali Hikmet Alp, “Kafkasya Stratejik Coğrafyasında Ermenistan Sorunu”, Ermeni Araştırmaları 1. Türkiye Kongresi Bildirileri II, Ankara, 2003, Yay. Haz. Şenol Kantarcı- Kamer Kasım, Ankara, 2003, s. 293.

10) Sedat Laçiner, “Ermenistan-Türkiye İlişkilerinde Sınır Kapısı Sorunu ve İlişkilerde Ekonomik Boyut”, Ermeni Araştırmaları, 6, Ankara, 2002, s. 49-50.

11) Sedat Laçiner, “Ermenistan-Türkiye İlişkilerinde Sınır Kapısı Sorunu ve İlişkilerde Ekonomik Boyut”, Ermeni Araştırmaları, 6, Ankara, 2002, s. 51-52.

 

Milli Gazete

22.06.2009

Leave a Comment

*

Copyright © 2023 Tabdc.Org Sitemizdeki İçeriklerin Her Hakkı Saklıdır. İzinsiz Kullanılamaz. Akgün Medya

Scroll to top