| Amerikan Temsilciler Meclisi’ne gelmesi beklenen Ermeni Soykırım Yasa Tasarısı’nın akıbeti ne olacak? Bu tasarılar dünya gündemine neden sıkça geliyor? Türkiye lobicilikte neden bu kadar geç kaldı? Diaspora Ermenileri ve Ermenistan ne yapıyor, tasarıdan kim ne umuyor? Mesele neden tarafların inisiyatifinin dışında seyrediyor? 11 yıldır iki ülke arasında köprü vazifesi gören Türk-Ermeni İş Geliştirme Konseyi Eş Başkanı Kaan Soyak Açık Görüş için yazdı.
AMERİKAN Temsilciler Meclisi’ndeki alt komite oylaması ne yazık ki aleyhimize çıktı. Ama burada gözden kaçırılmaması gereken husus, Türkiye lehine oy veren üyelerin de aslında 1915 olaylarını soykırım olarak görmesi. Buna rağmen ABD’nin bölgede zorda olduğu bilgisiyle Türkiye’ye ihtiyaç duyduğunu yani sadece zamanlamanın yanlış olduğunu düşünüyorlar ve bunu beyan etmekten de çekinmiyorlar. Oylarının rengini belirleyen ise zamanlamanın doğru olup olmamasıyla ilgili görüş farklılığı.
Tasarı Temsilciler Meclisi Genel Kuruluna gelecek. 435 üyeden 225’i, yani yarıdan fazlası tasarıya zaten imza koymuş isimler. Bu durumda tasarı -son anda fire veren olmazsa- Meclisten geçecektir. Bu sene geçmese de, gelecek sene geçecektir. Yani konu sürekli başımızı ağrıtacak. Bu saatten sonra ‘1915’de ne oldu, ne olmadı’ demenin artık bize bir faydası yok. Yıllarca sessiz kalmış hükümetlerin, lobi yapılamamasının cezasını şimdi hep birlikte çekiyoruz. Peki, bu durumda ne yapacağız?
Diaspora Ermenistan farkı
Bu noktaya neden geldiğimizi anlayabilmek, bundan sonra ne yapılacağına karar verebilmek için önce geçmiş on yıllara bakmamız gerekiyor. 1996’da Türkiye ile Ermenistan arasında ilişki kurulması ilk kez gündeme geldiğinde, iki ülke de ortak bir iş konseyi kurmaya karar verdi. Bu konseyin hem aramızdaki iş ilişkilerini koordine etmesi hem de iki ülke arasında güvenli bir haberleşme koridoru oluşturması konusunda fikir birliğine varıldı. İşin mimarları ise iki ülkenin de hükümet ve devlet başkanlarıydı. Böylece 3 Mayıs 1997’de Karadeniz Ekonomik İş Birliği İş Konseyi bünyesinde kurulmuş gibi gösterilmesi şartıyla Türk-Ermeni İş Geliştirme Konseyi (TABDC) kuruldu. O zaman ortada ne diaspora vardı, ne de soykırım tasarıları. Sadece birbirine yaklaşmak isteyen iki ülke vardı.
1997 sonu, 1998 başıydı. Önce ABD’deki diaspora basınıyla, diaspora kurumlarının başındaki yönetici ve ileri gelenlerle tanıştık. Bu ilk görüşmelerde bizlere 1915’de çok ciddi olayların yaşandığı, çok sayıda kişinin yaşamını kaybettiği anlatıldı. Onlar bunları dinleyerek büyümüşlerdi ve öyle olaylar anlatıyorlardı ki, Türkiye’de aldığımız eğitim sırasında bunların hiçbirini duymamış, bilakis başka şeyler öğrenmiştik. Ama Doğu ve Güney Anadolu şehirlerini, kasabalarını gezdiğimizde yıkık kiliseleri görüyor, ‘şimdi kimse kalmasa da, demek ki buralarda yaşanmış’ diyorduk.
İş Konseyi olarak iki tarafa da, gerçeği araştırmak üzere Türk ve Ermeni tarihçilerden oluşan bir tarih komisyonu kurulmasını, varılan sonucun iki ülke hükümetlerince kabul edilerek halkla ve basınla paylaşılmasını önerdik. Fikri Ermenistan hemen desteklerken Türk tarafı cevapsız bıraktı.
Ama 1998-2001 arasında Türkiye’den ve Ermenistan’dan çok sayıda resmi görevli birbirleriyle ve diaspora temsilcileriyle görüştü. Görüşmeleri Konsey olarak biz organize ettik. Ancak Türkiye ve diaspora arasındaki görüşmelerin devamı bir türlü gelmedi. Bu durum zamanla diaspora Ermenileri arasında güvensizlik yaratırken görüşmeler yakınlaşmaya karşı çıkan aşırı milliyetçi Ermenilerce de durdurulmaya çalışıldı. Ve bunun devamı aşırı milliyetçi Ermenilerin başı çekmesiyle Temsilciler Meclisi’ne soykırım tasarıları olarak gelmeye başladı. Bu durum Türkiye’deki milliyetçi kesimi de hareketlendiriyordu.
AB sürecini etkilediler
İki ülke arasındaki yakınlaşma hep bir yasa tasarısıyla sekteye uğruyordu. Örneğin 2001’de Türkiye ile Ermenistan arasında sorunların çözülmesinde belli bir noktaya yaklaşılmışken Fransa’da soykırım tasarısı gündeme geldi. Bu tasarının arkasında da Avrupalı siyasetçiler vardı çünkü Türkiye’yi AB sürecinden uzak tutmanın en düşük maliyetli yolu buydu.
2001- 2005 yılları arasında Türkiye-Ermenistan ve Diaspora-Türkiye arasında ilişkiler inişli çıkışlı devam etti. Yaşamını diasporanın mali yardımlarıyla Rusya’ya bağımlı olarak sürdüren Ermenistan’dan Türkiye’ye yardımcı olacak demeçler gelmez oldu. Çünkü orada da milliyetçilik yükseliyordu ve soykırım tasarılarının dünya gündemine getirilmesi iç siyasette zafer havasında sunuluyordu.
Durum kötüleşiyordu. İşte tam bu sırada Türkiye hiç beklenmedik bir anda ‘tarih komisyonu kuralım’ önerisini gündeme getirdi ki yurt dışında da çok destek gördü.
İş Konseyi olarak başından itibaren bu mektuplaşmanın içindeydik ve sonuç alınması için çalıştık. Ermenistan öneriyi reddetmedi. Geliştirerek içinde tarih komisyonunun da bulunacağı devletlerarası bir komisyon kurulmasını önerdi. Bu cevap kimilerince olumlu, kimilerince olumsuz karşılandı ama yine de bir ilerleme kaydedilemedi.
Bizler ise, bin yıl birarada yaşayıp birbirine karışmış olan iki halkın aslında birbirine benzediğini ama çıkarları için hareket eden üçüncü ülkeler nedeniyle biraraya gelemediğini bilakis onların elinde piyon olduğunu da görmekteydik.
Üçüncü taraflar hep oldu
İş Konseyini kurduğumuzda Ermenistan’ın önemli bir devlet yetkilisi bize ‘iki ülke arasındaki ilişkiler hiç bir zaman ikili olamaz, hep bir üçüncü taraf araya girer’ demişti. Yaşananlar bunu gösteriyordu.
Bu son oylamadan önce de aynı şey oldu. Alt komisyonun başkanı her iki tarafla da yakın görüşüyor, benzer sözler veriyordu. Böyle olduğu iki tarafı da tanıyan bizlerin ev görüşmelerinde ortaya çıktı. Ama bunları dışarıya açmak imkánsız gibiydi, çünkü görüşmeler basına kapalıydı.
Meseleyi tüm boyutlarıyla anlayabilmenin yolu Ermeni diasporasının içinde bulunduğu durumu da bilmekten geçiyor. Diaspora Türkiye’yi anavatan olarak görse de 1991’e kadar kendilerini bağlı hissedecekleri bir devletten yoksundu. 91’de Ermenistan’ın bağımsızlığını ilan etmesiyle diaspora önemli bir yaşam amacına kavuştu. Artık amaç Ermenistan’ın güçlü olmasıydı. Yardım kuruluşları oluşturuldu, Ermenistan’a büyük yardımlar gönderildi. Azerbaycan-Ermenistan savaşının başlamasıyla ise sıkıntıya düştüler çünkü tarihlerinde hiçbir savaşı kazanamamışlardı. Sonucun böyle olmaması diasporada sevinçle karşılandı ama bu da kısa sürdü. Zira Türkiye savaşı neden göstererek sınırını kapatmıştı. Ardından ekonomik sıkıntı baş gösterdi ve büyük bir göç başladı. Ama Ermeniler aynen Türkler gibi gururlarına çok düşkün, o yüzden bu nedenle taviz vermelerini ummak yanlış bir politikaydı. Zira diasporadan gelen yardımlarla yavaş yavaş toparlandılar.
Ermenistan’da halkın zor durumda olduğu haberleri diasporada Türkiye’ye karşı hareketlenmeleri de, soykırım tasarılarını da tetikledi. İkili görüşmelerin sonuçsuz kalması Ermenistan sınır kapısının sürekli kapalı tutulacağı düşüncesini de güçlendirdi. Tasarıların başını yine aşırı milliyetçi diaspora çekiyor, başka yol bulamayan ılımlılar ise gidişatı sessizce destekliyor. Ermeni konusu tasarılar nedeniyle Türkiye’de de aşırı milliyetçilerin eline geçti, barış isteyenlerin sesleri cılızlaştı. Türkiye’nin bunca fedakarlık yaptığı Azerbaycan ise olanları sessizce izliyor. Kaybedilmiş topraklarını geri almak için çaba göstermiyor. Türkiye’nin Ermenistan’la diplomatik ilişki kurması halinde Azeri-Ermeni sorununu daha kolay çözebileceği önerisine karşı çıkıyor ama başka bir öneri de getirmiyor.
Pelosi de biliyor!
Musevi lobisinin soykırım tasarısını neden desteklediği de bir diğer önemli husus. Irak’ın kuzeyindeki Kürt yönetimi İsrail’le yakın işbirliği içinde. O yüzden de Türkiye’nin sınır ötesi operasyon yapma olasılığı İsrail’i ve ABD’deki Musevi lobisini sıkıntıya sokuyor.
Amerikan kamuoyu tasarıya çok duyarlı çünkü Irak’taki durumdan hiç memnun değil ve İncirlik’in kapanması halinde Amerikan askerlerinin tehlikeye atılabileceği endişesini taşıyor. Zamanlamanın doğru olmadığını düşünen medya da tasarıya karşı. Demokratların Amerikan çıkarlarını zedeleme pahasına, sırf Cumhuriyetçileri zor durumda bırakmak için tasarıyı desteklediği kanaatinde.
Nancy Pelosi soykırım tasarısını Temsilciler Meclisi’ne en kısa sürede getirecek ve belki de geçirmeyi başaracak. Bunun Bush’u zayıflatmasına rağmen Amerikan çıkarlarına hizmet etmeyeceğini o da biliyor. Tasarının durdurulmasının Türkiye ile Ermenistan arasında ilişki kurulması halinde mümkün olabileceğini ifade ediyor. Bunu geçen Nisan ayında yakın çevresine de Türk heyetlerine de söylemişti.
Önümüzde iki yol var
Şimdi önümüzde seçmemiz gereken iki yol var. Biri şu: Çabalarımıza rağmen tasarının kabul edilmesi halinde Amerika ve Ermenistan’a yaptırım gündeme gelecek. Biz onların canını acıttıkça, onlar da bizim canımızı acıtacak ve tasarılar geri dönülemeyecek, tamir edilemeyecek şekilde dünya gündemine gelecek. Elçiliklerimizi, kaynaklarımızı seferber edeceğiz, yıllar sürecek büyük bir mücadeleye gireceğiz. Bu arada belki de Azerbaycan ve Ermenistan barış imzalayacak.
Diğeri de şu: Tasarı geçsin veya geçmesin ‘Türkiye bölgenin en büyük ülkesidir’ diyerek Ermenistan sınırını şartsız açacağız. Diplomatlarımız, işadamlarımız, düşünce kuruluşlarımız Erivan’a yerleşecek. Tüm Kafkaslarda Türk etkisi hissedilecek ve yukarı Karabağ sorununda etkili olmaya başlayacağız. Tarih komisyonu gerçeği ortaya çıkarırken AB veya ABD’de soykırım tasarıları artık gündeme gelmeyecek. Kırgınlıklarımızı geride bırakıp geleceğe birlikte bakacağız ve işadamlarımız barış isteyen diasporayla kenetlenip tüm dünyada büyük işlerin peşine düşecek. Ermenistan’ı ziyaret eden AB ve ABD pasaportlu 200 bini aşan turist Doğu ve Güneydoğu Anadolu şehirlerini de ziyaret ederek bölgeye önemli bir gelir bırakacak.
KAAN SOYAK
21.10.2007
News Source |