Home » News » Ermenistan’ın değil bizim diasporamız

Ermenistan’ın değil bizim diasporamız

Önemli olan diasporayı iyi/kötü olarak kategorize etmemek, dışlamamak ve karşımıza almamak. Ne denli hırçın, saldırgan, etkili görünseler de bize muhtaçlar. Onlar bizim diasporamız. Dünyaya dağılmış olsalar da bu böyle.

ARİS’TEN döndükten bir sene sonra, Ocak 2001’de Fransız Parlamentosu’nun Ermeni Soykırım tasarısını kabul ettiği hafta Kars’tayım. Ankara ve İstanbul’dan gelen tepkileri büyük bir şaşkınlık ve dehşetle izledim. Karamsarlıktan kurtaracak, temelinde büyük özgüven yatan sağduyu, Kafkasların tarihi kapısı Kars’ta karşıma çıkıverdi. Kars Kafkas Üniversitesi’nin misafirhanesinde sonradan kalorifer teknisyeni olduğunu öğrendiğim bir adam şu soruyu sordu: ‘Söyler misiniz, Fransa Türkiye’de olup bitenlerle bu kadar ilgileniyor mu? Peki, öyleyse neden biz Fransa’da olup bitenlerle bu kadar çok ilgileniyoruz? Bu tasarı haberini gazetelerin spor sayfalarından sonra bir yerlerde birkaç satırlık bir yazıyla geçiştiremez miydik?’

Tasarının Ermenilere faydası yok

Ermeni soykırım tasarı süreci ilk olarak 1998’de başladı. Bunda aynı yıl Rober Koçaryan’ın Ermenistan Devlet Başkanı olmasının etkisi büyüktür. Soykırım yasa tasarısı ilk olarak Belçika’da kabul edildi. Daha sonra, sanki bir zincirleme mekanizma yeni AB üyesi ülkelerde devreye girerek farklı parlamentolardan soykırım kararı çıkartmaya devam etti.

Soykırım meselesinin siyasileştirilmesi diplomatik ve insani ilişkilere zarar veriyor. Bu kesin. Ancak dünya parlamentolarının her birinin birer soykırım tasarısını kabul etmesinden doğabilecek sonuçların Türkiye’ye çok da zarar vereceği kanısında değilim. Çünkü bu tasarıların herhangi bir bağlayıcı yönü bulunmamaktadır. Hissiyat ifadesinden öteye pek geçmeyen gelişmelerdir bunlar. Tabii ki şunu göz ardı edemeyiz: Bu yöndeki siyasi kararlar, bireysel tazminat almaya yönelik hukuki takipler için elverişli zemin hazırlayacaktır. Bu tür girişimler hali hazırda mevcuttur ve bunlar öncelikle hayat sigortası satmış bankaların başlarını ağrıtabilecek niteliktedir.

Olası toprak talepleri konusunda, niyetlerin tartışılması bir tarafa, tarih, yakın bir geçmişte askerî mağlubiyet yaşamamış bir ülkeden, toprak parçası koparmanın kolay olmadığını göstermektedir. Ermeni diasporası açısından da bu tarz tasarı metinlerini üçüncü ülkelerin parlamentolarından geçirmenin büyük başarı olarak algılanması olsa olsa büyük bir yanılgıdır. Diaspora, ortaya çıkışına hazırlıksız yakalandığı bağımsız Ermenistan devletine karşı sorumluluk taşımaktadır. Türkiye’nin, çok sınırlı da olsa, öfkesini çıkarabileceği tek ülke Ermenistan’dır. Ayrıca, dünya kamuoyu, diasporanın kimlik arayışına cevap verebilecek midir acaba? Diasporanın temel ihtiyacı Türkiye tarafından tanınmaktır.

Gücümüzün farkında değiliz

İlginçtir ki, soykırım tartışmalarını hukuki ve/veya tarihi zemine çekmeyi öneren Türkiye, oyunu karşı tarafın egemen olduğunu bildiği siyasi platformda oynamaktadır. Türkiye’yi başlıca bir askerî üs olarak tavsir eden, sadece kamuoyu düzeyinde olsa bile muhtemel bir tasarı/tezkere pazarlığı hissini uyandıran yaklaşımın mantığı ayrıca merak uyandırıcıdır. Oysaki, soykırım tartışmalarını hukuki ve tarihi alanlara çekebilmek büyük önem arz ediyor. Tarih henüz yazılmamıştır. ‘Ortak tarih komisyonu kuralım’ çağrısının uluslararası alanda inandırıcılık kazanması gerekir. Bu doğrultudaki en temel şart ise Hrant Dink cinayeti dosyasının adalete kavuşturulabilmesidir.

Havada kalacağını kendimizin de kabul ettiği tehdit ve şantajların siyasi açıdan akılcı bir tarafı yoktur. Soykırım tasarısı Fransa Parlamentosu’ndan geçtikten sonra Fransızca öğrenmeyi reddederek tepki verilmesini önerenler olmuştu. Neyse ki bir Renault/Oyak ortaklığını sorgulayan olmamıştı. Bugün ise Türkiye-ABD ilişkilerinin kopup kopmayacağı tartışma konusu yapılıyor!

Nasıl bir tepki verilmesi gerektiğine odaklı, ‘taktik’ veya ‘strateji’ arayışları sadece reaktif politikalar üretebilir. Akla ilk gelen ise şahin politikalarla yaptırımlar oluveriyor. Tuhaftır, kopararak, keserek, küserek, içimize kapanarak, cezalandırmaya yönelik tepkiler üretmeye çabalıyoruz. Ve ülkemizin haline üzülüp duruyoruz.

Oysaki sınırlarımızın karşı tarafından ülkemize bakacak olursak üzülecek pek bir şey olmadığını görebiliriz. İç süreçleri çok sancılı yaşamamıza rağmen, farkında bile olmadan, rotamızda ilerlemekteyiz. Kendi bölgemizde ise gerçek bir deviz. Durum, yeni AB üyesi olmuş Bulgaristan veya Romanya’dan bakıldığında da hiç de farklı değil. Türkiye, muazzam bir çekim gücüne sahip, potansiyel bir soft power.

Ama nedense büyüklüğümüzü kabullenemiyoruz. Türkiye, pekala, rest çekmeden, jest beklemeden hareket edebilecek güçte bir ülkedir. Temelinde, sadece algılama ve zihniyet değişikliği yatmaktadır. Güvenliğimizin en önemli garantörü, sivil toplumumuz ve devlet temsilcilerimizle sınırlarımızın hemen karşısında sağlayacağımız mevcudiyettir. Birçok platformdan kendimizi dışlıyoruz. İstenmediğimize inanarak dünyanın gözünde hareket alanımızı daraltıyoruz. Neyse ki, en azından özel sektörümüzle asgari mevcudiyet sürdürmekteyiz.

Erivan’da katıldığım her uluslararası konferansta, NATO ve AB ülkelerinden gelen uzman ve yetkililerle karşılaşmalarımızda yeni bir şaşkınlık yaşıyorum. Erivan Türkiye’nin burnunun dibi. Kaldığınız otelin çatısından Türkiye’yi görebilirsiniz. Erivan’la en yakın ilişkide olması gereken ülke Türkiye’dir. Bazı ülkelerde stratejistler bu mekanları arka bahçe diye adlandırır. İşte bu yüzden zaman zaman aklımdan, Erivan’a yerleşip, kapımın önüne bir Türk bayrağı dikip, fahri konsolos olma düşuncesi geçer.

Ermenistan sadece komşumuz değil

Ne mi yapmalıyız? Kars Üniversitesinde kalorifer teknisyeni olarak çalışan arkadaşımın 2001’de önermiş olduğu gibi hakkımızda konuşulanları umursamadan, hem diasporayla hem de Ermenistan’la direkt bağlantıları güçlendirmeyi hedefleyerek harekete geçmeliyiz. Diaspora Ermenilerini Türkiye’ye çekerek ve Ermenistan’a giderek. Etkiyi arttırmanın en iyi yönetimi bağ oluşturmak, aradaki bağı ve etkileşimi arttırmaktır.

Ermenistan’da etki yaratabilen bir Türkiye, barış müzakerelerinde Azerbaycan’ın konumunu güçlendirebilir. Nitekim, Türkiye, Ermenistan’dan kendisini dışlayarak, ateşkesten bu yana Azerbaycan’a somut destekte bulunamamıştır.

Gelişen ilişkiler ve bağlar soykırım tartışmalarını gölgede bırakacaktır. Evet bir sorun vardır. Ermenistan’a seyahat edecek herkes, Ermenistan’ın Türkiye’ye bir komşudan daha yakın oldugunu hissedecektir. Ancak tarihi ve coğrafi bir kopukluk olduğuna kuşku yok. Soğuk Savaş bittikten sonra yaşanılanlar ve sınır kapısının kapatılması bu durumu çok iyi simgeliyor.

En önemlisi diasporayı iyi/kötü olarak kategorize etmemek, dışlamamak ve karşımıza almamaktır. Ne denli hırçın, saldırgan, zengin, etkili görünseler de bizlerden hálá korkmaktadırlar ve bize muhtaçtırlar. Bu insanlar aslında Ermenistan’ın değil bizim diasporamızdır. Gidip, dünyanın farklı yerlerinde evlerine misafir olun. Anadolu’dan tatlar ve kokular bulacaksınız. Hatta Ermeniler’in eliyle dünyanın dört bir köşesine götürülen Anadolu’dan serpintiler arasında mutlaka kendinize ait bir şeyler bulabilirsiniz.

BURCU GÜLTEKİN

21.10.2007

News Source

 

24.10.2007
   Ermenistan’ın değil bizim diasporamız

Önemli olan diasporayı iyi/kötü olarak kategorize etmemek, dışlamamak ve karşımıza almamak. Ne denli hırçın, saldırgan, etkili görünseler de bize muhtaçlar. Onlar bizim diasporamız. Dünyaya dağılmış olsalar da bu böyle.ARİS’TEN döndükten bir sene sonra, Ocak 2001’de Fransız Parlamentosu’nun Ermeni Soykırım tasarısını kabul ettiği hafta Kars’tayım. Ankara ve İstanbul’dan gelen tepkileri büyük bir şaşkınlık ve dehşetle izledim. Karamsarlıktan kurtaracak, temelinde büyük özgüven yatan sağduyu, Kafkasların tarihi kapısı Kars’ta karşıma çıkıverdi. Kars Kafkas Üniversitesi’nin misafirhanesinde sonradan kalorifer teknisyeni olduğunu öğrendiğim bir adam şu soruyu sordu: ‘Söyler misiniz, Fransa Türkiye’de olup bitenlerle bu kadar ilgileniyor mu? Peki, öyleyse neden biz Fransa’da olup bitenlerle bu kadar çok ilgileniyoruz? Bu tasarı haberini gazetelerin spor sayfalarından sonra bir yerlerde birkaç satırlık bir yazıyla geçiştiremez miydik?’

Tasarının Ermenilere faydası yok

Ermeni soykırım tasarı süreci ilk olarak 1998’de başladı. Bunda aynı yıl Rober Koçaryan’ın Ermenistan Devlet Başkanı olmasının etkisi büyüktür. Soykırım yasa tasarısı ilk olarak Belçika’da kabul edildi. Daha sonra, sanki bir zincirleme mekanizma yeni AB üyesi ülkelerde devreye girerek farklı parlamentolardan soykırım kararı çıkartmaya devam etti.

Soykırım meselesinin siyasileştirilmesi diplomatik ve insani ilişkilere zarar veriyor. Bu kesin. Ancak dünya parlamentolarının her birinin birer soykırım tasarısını kabul etmesinden doğabilecek sonuçların Türkiye’ye çok da zarar vereceği kanısında değilim. Çünkü bu tasarıların herhangi bir bağlayıcı yönü bulunmamaktadır. Hissiyat ifadesinden öteye pek geçmeyen gelişmelerdir bunlar. Tabii ki şunu göz ardı edemeyiz: Bu yöndeki siyasi kararlar, bireysel tazminat almaya yönelik hukuki takipler için elverişli zemin hazırlayacaktır. Bu tür girişimler hali hazırda mevcuttur ve bunlar öncelikle hayat sigortası satmış bankaların başlarını ağrıtabilecek niteliktedir.

Olası toprak talepleri konusunda, niyetlerin tartışılması bir tarafa, tarih, yakın bir geçmişte askerî mağlubiyet yaşamamış bir ülkeden, toprak parçası koparmanın kolay olmadığını göstermektedir. Ermeni diasporası açısından da bu tarz tasarı metinlerini üçüncü ülkelerin parlamentolarından geçirmenin büyük başarı olarak algılanması olsa olsa büyük bir yanılgıdır. Diaspora, ortaya çıkışına hazırlıksız yakalandığı bağımsız Ermenistan devletine karşı sorumluluk taşımaktadır. Türkiye’nin, çok sınırlı da olsa, öfkesini çıkarabileceği tek ülke Ermenistan’dır. Ayrıca, dünya kamuoyu, diasporanın kimlik arayışına cevap verebilecek midir acaba? Diasporanın temel ihtiyacı Türkiye tarafından tanınmaktır.

Gücümüzün farkında değiliz

İlginçtir ki, soykırım tartışmalarını hukuki ve/veya tarihi zemine çekmeyi öneren Türkiye, oyunu karşı tarafın egemen olduğunu bildiği siyasi platformda oynamaktadır. Türkiye’yi başlıca bir askerî üs olarak tavsir eden, sadece kamuoyu düzeyinde olsa bile muhtemel bir tasarı/tezkere pazarlığı hissini uyandıran yaklaşımın mantığı ayrıca merak uyandırıcıdır. Oysaki, soykırım tartışmalarını hukuki ve tarihi alanlara çekebilmek büyük önem arz ediyor. Tarih henüz yazılmamıştır. ‘Ortak tarih komisyonu kuralım’ çağrısının uluslararası alanda inandırıcılık kazanması gerekir. Bu doğrultudaki en temel şart ise Hrant Dink cinayeti dosyasının adalete kavuşturulabilmesidir.

Havada kalacağını kendimizin de kabul ettiği tehdit ve şantajların siyasi açıdan akılcı bir tarafı yoktur. Soykırım tasarısı Fransa Parlamentosu’ndan geçtikten sonra Fransızca öğrenmeyi reddederek tepki verilmesini önerenler olmuştu. Neyse ki bir Renault/Oyak ortaklığını sorgulayan olmamıştı. Bugün ise Türkiye-ABD ilişkilerinin kopup kopmayacağı tartışma konusu yapılıyor!

Nasıl bir tepki verilmesi gerektiğine odaklı, ‘taktik’ veya ‘strateji’ arayışları sadece reaktif politikalar üretebilir. Akla ilk gelen ise şahin politikalarla yaptırımlar oluveriyor. Tuhaftır, kopararak, keserek, küserek, içimize kapanarak, cezalandırmaya yönelik tepkiler üretmeye çabalıyoruz. Ve ülkemizin haline üzülüp duruyoruz.

Oysaki sınırlarımızın karşı tarafından ülkemize bakacak olursak üzülecek pek bir şey olmadığını görebiliriz. İç süreçleri çok sancılı yaşamamıza rağmen, farkında bile olmadan, rotamızda ilerlemekteyiz. Kendi bölgemizde ise gerçek bir deviz. Durum, yeni AB üyesi olmuş Bulgaristan veya Romanya’dan bakıldığında da hiç de farklı değil. Türkiye, muazzam bir çekim gücüne sahip, potansiyel bir soft power.

Ama nedense büyüklüğümüzü kabullenemiyoruz. Türkiye, pekala, rest çekmeden, jest beklemeden hareket edebilecek güçte bir ülkedir. Temelinde, sadece algılama ve zihniyet değişikliği yatmaktadır. Güvenliğimizin en önemli garantörü, sivil toplumumuz ve devlet temsilcilerimizle sınırlarımızın hemen karşısında sağlayacağımız mevcudiyettir. Birçok platformdan kendimizi dışlıyoruz. İstenmediğimize inanarak dünyanın gözünde hareket alanımızı daraltıyoruz. Neyse ki, en azından özel sektörümüzle asgari mevcudiyet sürdürmekteyiz.

Erivan’da katıldığım her uluslararası konferansta, NATO ve AB ülkelerinden gelen uzman ve yetkililerle karşılaşmalarımızda yeni bir şaşkınlık yaşıyorum. Erivan Türkiye’nin burnunun dibi. Kaldığınız otelin çatısından Türkiye’yi görebilirsiniz. Erivan’la en yakın ilişkide olması gereken ülke Türkiye’dir. Bazı ülkelerde stratejistler bu mekanları arka bahçe diye adlandırır. İşte bu yüzden zaman zaman aklımdan, Erivan’a yerleşip, kapımın önüne bir Türk bayrağı dikip, fahri konsolos olma düşuncesi geçer.

Ermenistan sadece komşumuz değil

Ne mi yapmalıyız? Kars Üniversitesinde kalorifer teknisyeni olarak çalışan arkadaşımın 2001’de önermiş olduğu gibi hakkımızda konuşulanları umursamadan, hem diasporayla hem de Ermenistan’la direkt bağlantıları güçlendirmeyi hedefleyerek harekete geçmeliyiz. Diaspora Ermenilerini Türkiye’ye çekerek ve Ermenistan’a giderek. Etkiyi arttırmanın en iyi yönetimi bağ oluşturmak, aradaki bağı ve etkileşimi arttırmaktır.

Ermenistan’da etki yaratabilen bir Türkiye, barış müzakerelerinde Azerbaycan’ın konumunu güçlendirebilir. Nitekim, Türkiye, Ermenistan’dan kendisini dışlayarak, ateşkesten bu yana Azerbaycan’a somut destekte bulunamamıştır.

Gelişen ilişkiler ve bağlar soykırım tartışmalarını gölgede bırakacaktır. Evet bir sorun vardır. Ermenistan’a seyahat edecek herkes, Ermenistan’ın Türkiye’ye bir komşudan daha yakın oldugunu hissedecektir. Ancak tarihi ve coğrafi bir kopukluk olduğuna kuşku yok. Soğuk Savaş bittikten sonra yaşanılanlar ve sınır kapısının kapatılması bu durumu çok iyi simgeliyor.

En önemlisi diasporayı iyi/kötü olarak kategorize etmemek, dışlamamak ve karşımıza almamaktır. Ne denli hırçın, saldırgan, zengin, etkili görünseler de bizlerden hálá korkmaktadırlar ve bize muhtaçtırlar. Bu insanlar aslında Ermenistan’ın değil bizim diasporamızdır. Gidip, dünyanın farklı yerlerinde evlerine misafir olun. Anadolu’dan tatlar ve kokular bulacaksınız. Hatta Ermeniler’in eliyle dünyanın dört bir köşesine götürülen Anadolu’dan serpintiler arasında mutlaka kendinize ait bir şeyler bulabilirsiniz.

BURCU GÜLTEKİN

21.10.2007

News Source

 

24.10.2007

Copyright © 2026 Tabdc.Org Sitemizdeki İçeriklerin Her Hakkı Saklıdır. İzinsiz Kullanılamaz. Akgün Medya

Scroll to top