| ‘Ermeni Soykırım’ iddialarının Fransa Meclisi’nde kabul edilmesiyle alevlenen tartışmalar, ilk günlerdeki hızını yitiriyor. Köşe yazılarının konusunu iç politikadaki gelişmeler aldı bile.
Fransa’ya yönelik eylem planımızda ise bayrak yakma, Fransızca’yı yasaklama gibi hamasi eylemlerin dışında en ciddi hareket ekonomik ambargo başlatmak oldu. Oysa bu sorun Türkiye’nin karşısına çok sık olarak çıkacak. Çünkü ABD ve AB’deki birçok üniversitede, düşünce kuruluşlarında bu konu tartışılıyor. Şubat ayında ABD’deki Ermeni Lobisi daha önce reddedilen tasarıyı tekrar gündeme getirmeye hazırlanıyor. Fransa’da alınan kararın benzerlerinin diğer Avrupa ülkelerinde de gündeme gelmesi kimse için sürpriz olmayacak…Türkiye’nin artık başını kuma gömmekten vazgeçip, bu konuda daha tutarlı, uzun vadeye yayılan akılcı politikalar oluşturmasının zamanı geldi…
Bu kapsamda ilk adımlar da sivil toplum kuruluşları tarafından atılıyor. Türkiye’nin en verimli ‘düşünce üretim merkezlerinden’ biri olan Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV) ilk girişimi başlatan kuruluş oldu. TESEV’in bünyesinde Balkan, Kafkas ve Ortadoğu Çalışma Grupları var.
Yarı resmi diyalog
Kafkas Çalışma Grubu’nun uzun zamandır planladığı ancak Dışişleri Bakanlığı’ndan bir türlü yanıt alamadığı bir toplantı önümüzdeki günlerde yapılacak.
Kafkas Çalışma Grubu’nun başında TESEV Direktörü Özdem Sanberk bulunuyor. Avrasya İş Konseyi Başkanı Nihat Gökyiğit de destek veriyor. Kafkas Çalışma Grubu 17 Şubat’ta The Marmara Oteli’nde Ermenistan, Azerbaycan, Gürcistan, İran’ın konuk olarak katılacağı iki günlük toplantıda ‘Kafkasya’da istikrar politikalarını’ tartışacak. Beyin fırtınasında çıkan görüşlerle alternatif politikalar sunulacak.
TESEV, bu ülkelerin devlet başkanlarına daha önce yazdığı mektuplara destek yanıtları geldi. Katılacaklar arasında Ermenistan’ın da bulunması ise Dışişleri Bakanı İsmail Cem’in katılmasıyla da bir anlamda ‘yarı diplomatik’ diyalogun başlamasına olanak verecek.
TESEV Direktörü eski büyükelçi Özdem Sanberk, Kafkaslar’da çığ gibi büyüyen sorunların Türkiye’yi yakından ilgilendirdiğini ama hiçbir adım atılmadığını hatırlatıyor.
Bu bölgedeki tüm ülkelerin birbiriyle sorunları bulunduğunu, Türkiye’nin hareketsiz kalma lüksüne sahip olmadığını dile getiren Sanberk, Kafkaslarda kalıcı bir barış sağlanmasının şart olduğunu anlatıyor.
Bu toplantı sayesinde Ermenistan’la bir türlü başlayamayan diyaloğun da sivil toplum örgütleri aracılığıyla başlayacağını belirtiyor Özdem Bey. Ermenistan’la ilişkiler konusunda görüşleri ise şöyle: ‘Türkiye tarihiyle yüzleşmeli. Soykırım iddialarına karşı kendi doğrularımızı açıklamalıyız. Ermenistan’da yüzbinlerce insan yaşıyor. Bize benzeyen bir halk onlar. Ticari ilişkileri geliştirerek diasporanın elindeki kozu da almalıyız.’
Diasporadan turist gelecek
Kaan Soyak uzun yıllardır Türkiye ile Ermenistan arasındaki ticari ilişkilerin kurulmasına çaba harcayan bir işadamı. ABD’de yaşıyor ve orada kurdukları Türk-Ermenistan İş Geliştirme Vakfı’nın Başkanı. Soyak Ermenistan’la ticari ilişkilerin geliştirilmesinin ‘soykırım iddialarının’ önünü kesmeyeceğini ancak kullanılan tezlerin zayıflamasına neden olacağını söylüyor. Ermenistan diasporasıyla ‘soykırım iddiaları’ üzerinde ikili olarak konuşulmasını öneren Soyak, geliştirilecek iş ilişkilerinin çok büyük yardımı olacağına inanıyor ve bu konuda somut adımlar atıyorlar. Örneğin bu yıl 600-1000 kişilik bir turist grubunu Türkiye’ye getirecekler. Komitenin organize ettiği gezi sonunda yaratılacak olumlu atmosferin 85 yıllık küskünlüğü bitirebileceğini söylüyor Soyak.
‘Ağlayanın malı hayretmez. Arsayı devretmeye hazırım’ Yıl 1962… Ermeni Protestan Kilisesi Anadolu’dan gelen yetim ve kimsesiz çocuklar için Tuzla’da Sait Durmaz’dan hayırseverlerden topladıkları parayla 8 bin 556 metrekarelik arazi satın alır. Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Valiliğin izniyle burada çocuklar için bir yaz kampı kuracaktır. Boş arazi, kampa gelen çocuklar, gönüllülerin elleriyle bir cennete döner. Bin 500 yetim çocuk, 21 yıl süren bu yaz kampında kimsesizliğini anlamadan büyür, eğitilir, doktor, işadamı, sanatkar olur…
1974 Kıbrıs olaylarının patlamasıyla kara günler başlar azınlıklar için. 1979’da Vakıflar Genel Müdürlüğü 1936 yılında çıkarılan bir beyannameye dayanarak kilisenin elinden bu araziyi alır ve eski sahibine bedelsiz iade eder. Ermeni vatandaşlarımızın en büyük acılarından biridir bu hikaye…
Arazi daha sonra 1 milyon dolara Mustafa Köseoğlu adında bir müteahhite satılır. 15 villa yapılacaktır bu araziye. Ama Köseoğlu kısa süre önce Ersin Kalkan’ın haberinden öğrenir arazinin hikayesini ve gerçekten övülecek bir davranışla ortaya çıkar… ‘Yetim malı yemem’ diyen Köseoğlu, şimdi Ermeni Kilisesi Vakfı Başkanı Krikor Ağabaloğlu ile görüşüyor. ‘Ağlayanın malı hayretmez. Araziyi istedikleri an devretmeye hazırım’ diyor Köseoğlu. Ağabaloğlu’nun ise kuşkuları var. Kilise adına alınacak araziye tüm Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları gibi sahip olmak istiyorlar. Yani… ‘Masum değiliz hiçbirimiz…’
News Source: Star ; 25/01/2001 |