| Jörg Himmelreich
BERLİN, 04/05(BYE)
Dünyanın her yerindeki Ermeniler 90 yıl önce yurttaşlarına yapılan soykırımı daha geçenlerde andılar. Federal Almanya Hükümeti bu anma gününü, hem kendisinin, hem de Avrupa Birliği’nin Ermenilere yönelik dış politikasını gözden geçirmek için bir vesile olarak görmeliydi. Güney Kafkaslar, Orta Doğu ve Orta Asya’ya uzanan bir köprü işlevi görmesi nedeniyle, Ermenistan ve Güney Kafkasya’daki komşuları Gürcistan ile Azerbaycan’ın istikrara kavuşturulması hem AB, hem ABD, hem de Rusya için stratejik ve coğrafi önemdedir. Avrupa’nın bu arka bahçesinde, patlama gücü affedilmeyecek derecede küçümsenen, milliyetçilik ve İslamcılık karışımından oluşan bir ihtilaf potansiyeli tehdit ediyor.
2005 yazında Bakü’den başlayıp Tiflis üzerinden Türk Akdeniz limanı Ceyhan’a uzanacak olan boru hattı tamamlanacak. Bu yolla, Azerbaycan’ın Hazar Denizi’ndeki enerji rezervlerinden Avrupa enerji piyasasına önce petrol, gelecek yıldan itibaren de doğalgaz sevk edilecek. BTC diye adlandırılan bu boru hattı, Hazar Denizi üzerinden Orta Asya, özellikle de Türkmenistan’daki gaz yataklarına uzanacak muhtemel enerji nakil hatlarının bağlantı noktası olarak da işlev görüyor. Bu bölgedeki petrol ve doğalgaz şimdiye dek genelde Rusya üzerinden Avrupa’ya, aracı Rus kamu sevkiyatçılarının eklediği yüzde 300’e kadar varan fiyat artışıyla ulaşmıştır. Avrupa’nın, Rusya’dan gaz ithaline yüksek orandaki bağımlılığı, Rusya toprakları dışından gerçekleşecek bir enerji nakliyle önemli ölçüde azaltılabilir.
Güney Kafkasya’daki ülkelerin devlet olarak zayıf yapıları, örgütlü suçlar, insan, silah ve uyuşturucu ticaretine bir zemin, İslamcı terör gruplarına ise geri çekilme ve yapılanma bölgesi oluşturuyor. Bu durum Avrupa’nın barış ve istikrarını doğrudan tehlikeye düşürdüğü gibi, Rusya’nın Kuzey Kafkas bölgeleri ile Türkiye’nin kuzeyinde de istikrarın bozulmasında etkili oluyor.
Ermenistan’ın istikrarsızlığı, Avrupa’ya yönelik tehlike potansiyelinin büyümesine önemli ölçüde katkıda bulunuyor.
Ermenistan’ın en büyük dış politik sorunu, Ermeni silahlı güçleri tarafından Azerbaycan’la 1994’teki savaştan beri işgal altında tutulan Yukarı Karabağ ihtilafının çözümüdür. AGİT bünyesinde Fransa, Rusya ve ABD’nin ortak yönetiminden oluşan Minsk Grubu, 1993’ten beri elle tutulur bir çözüm için beyhude çaba harcıyor. Ermenistan ve Azerbaycan dışişleri bakanları ve devlet başkanları uzlaşmaya gerçekten ilgi duyuyorlarmış gibi bir izlenim vermiyorlar. Görüldüğü kadarıyla iç politik bakımdan bunu kabul ettirecek durumda değiller. İki taraf da zamanın kendi lehlerine çalıştığı yanılgısından yola çıkıyorlar; aynı zamanda her iki taraf da ekonomik bakımdan statükodan yarar sağlıyor.
İkinci ve daha az karmaşık olmayan bir diğer dış politik mesele ise, Ermenistan’ın Türkiye’nin ve uluslararası toplumun, tüm dünyadaki Ermeniler tarafından 24 Nisan’da anılan olaylara nasıl yaklaştığı konusudur. Alman İmparatorluğu 1915 yılında, Birinci Dünya Savaşı’ndaki müttefiki Türkiye’ye tam destek verdi. O dönemdeki İmparatorluk Şansölyesi Theobald von Bethmann-Hollweg’in aldığı not da buna işaret ediyor: “Tek hedefimiz, Türkiye’yi savaşın sonuna dek yanımızda tutmaktır; bu sırada Ermeniler yok olsa da olmasa da.” Türk Hükümeti bugüne dek Cenevre Konvansiyonu kriterleri uyarınca bir soykırım gerçekleştiğini inkar ediyor. Ermenistan ile sınırları kapalı. Hem bu tarihi miras, hem de Türkiye ile olan iyi ilişkileri nedeniyle Federal Almanya’ya, AB içerisinde Türkiye ve Ermenistan arasında arabulucu olarak girişimlerde bulunmak için özel bir sorumluluk düşüyor.
Öncelikli hedef, soykırım olayının Türkiye tarafından tanınması meselesini, sınırın açılması konusundan ayırmak olmalıdır. Türk Hükümeti içinde, Ermenilerle bu türde pragmatik bir anlaşmaya olan olumlu yaklaşım giderek artıyor. Tarihi bakımdan yakın bağların olduğu (“Tek millet iki ülke”) Müslüman Azerbaycan’ın dikkate alınması ise, bunun önünde hala engel teşkil ediyor gibi görünüyor. AB’nin, Türkiye ile üyelik konusunda, Ermenistan ve Azerbaycan ile ise AB Komşuluk Programı çerçevesinde yapacağı müzakerelerde, Türk-Ermeni sınırının hemen açılmasına en büyük öncelik verilmelidir.
Gürcistan ve Azerbaycan ile karşılaştırıldığında, Ermenistan siyasi olarak Batılı ilginin gölgesinde kalıyor ve ekonomik bakımdan izole olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunuyor. Kendini, Rusya ile zaten mevcut olan yakın siyasi ve ekonomik ilişkileri daha da geliştirmek zorunda kalmış hissediyor, fakat bunu İran’la da yapmak istiyor.
İç politikada ise Devlet Başkanı Koçaryan 25 Mayıs 2003’te, demokratik seçimlerin uluslararası standartlarına kesinlikle uymayan seçimler yoluyla başkanlık süresini uzattı. Gösteriler şiddet kullanılarak bastırılıyor. Muhalefet partileri yeni gösterilere hazırlanıyor. Başkan Koçaryan, Orta Asya modeline göre yeniden seçilebilmek için anayasa değişikliği hazırlıkları yaparken, Gürcistan, Ukrayna ve Kırgızistan’daki gelişmeler etkili oluyor.
Yukarı Karabağ sorununun çözümü, Ermenistan ve bütün Güney Kafkasya bölgesinin istikrarı için belirleyici önkoşuldur. Bu yüzden, her iki ihtilaflı taraf arasındaki bu görüşmelerde kalıcı bir başarıya ulaşılmasına yardımcı olmak için, ABD ve Rusya’nın en üst hükümet düzeyinde yeni bir girişimde bulunması acilen gereklidir. Federal Alman Hükümeti, Rusya ve ABD ile olan yakın ilişkileri nedeniyle, iki tarafı da böyle bir girişime teşvik etmeye müsaittir. İhtilaflı taraflar, Yukarı Karabağ’ın uzun vadeli statüsünün açıklığa kavuşturulmasını daha sonraki bir tarihe ertelemeye, bu bölge dışında Ermeni birlikleri tarafından işgal altında tutulan bölgelerden çekilmeye, Ermenistan’ın Yukarı Karabağ ile bir karayolu bağlantısı kurmasına izin vermeye ve diplomatik ilişkileri yeniden başlatmaya zorlanmalıdırlar. Böyle bir şey, Federal Almanya Hükümeti bakımından yapıcı bir Rusya politikası olacak ve aynı zamanda da transatlantik ilişkilerin yeniden kurulmasında temel taşını oluşturacaktır.
Ermenistan’ın istikrara kavuşturulması AB, ABD ve Rusya’nın kendi çıkarlarınadır. Bu konu, 9 Nisan’da Moskova’da, İkinci Dünya Savaşı ve Nasyonal Sosyalizmin sona ermesine ilişkin anma törenlerinde yapılacak yan görüşmelerde ele alınmalıdır. Böyle bir şeyin yapılması, sadece geçmişteki ortak sorumlulukların bilincinde olunmadığını, bunun geleceğe de taşınmak istendiğini göstermek bakımından mükemmel bir örnek olacaktır.
News Source: SÜDDEUTSCHE ZEITUNG |