| Türk Ermeni İş Geliştirme Komisyonu Eş Başkanı Kaan Soyak’a göre Batı iki ülke içinde etkin ekonomik bir rol oynamalı
Hrant Dink
Türk Ermeni İş Geliştirme Konseyi Eş Başkanı Kaan Soyak, yıllardır iki komşu ülkenin sınırlarının açılması ve ilişkilerin normalleşmesi yönünde mücadele veren bir isim. Kendisiyle “ Nitelikli Sanayi Bölgesi” de dahil bölgeye yönelik projeleri ve bakışı konusunda söyleştik.
� 19152li dönemlere baktığımız zaman sadece buradaki Türk, Ermeni ve Kürtlere yüklenecek bir sorumluluk değil bu olaylar. O dönemde bu bölgede cirit atan emperyal Batı’nın çıkarlarınında bir ürünü yaşanmış olanlar. Yani ödenmesi gereken bir bedel varsa, Batılı ülkelerin de bu konuya ilişkin bir bedel ödemesi gerekiyor. Batı’nın bugün Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkiyi yeniden tesis açısından o gün nasıl bozduysa bu gün yeniden kurulmasında baş mimarlardan birinin kendisi olması lazım. Ama bu iş parlamentolarda kararlar çıkararak olmaz. Batı, Türkiye ile Ermenistan arasında ortak çıkar alanları üretmek zorunda ve bu ilişkiyi bu alanda tesis etmelidir. Bu alanlar ise ekonomik ortak alanlar olmalıdır diye düşünüyorum. Yardım adı altında değil ama, projeler doğrultusunda. Bu düşünceme ne dersiniz?
K. Soyak- Katılmamak elde değil. Bence batı’nın Türklere ve Ermenilere büyük bir borcu var, hemde gittikçe katlanan bir borç bu. Bizim aslında tüm tarihimizi öncelikle iyi bir şekilde öğrenmemiz gerekiyor. Batı’nın bunları bize öğretme ve bu bilgiyi sağlama konusunda borcu da var. Tabi ki başlangıç noktası kendi parlamentolarında bu konuyu anmak değil, oralarda çözülmez bu sorun…Biz üç yıl önce nitelikli sanayi bölgesi projesi üzerinde uğraşmıştık. İsrail, Ürdün, Amerika arasında olanın benzeri Türkiye-Ermenistan-Amerika arasında kurulsa inanın bu olay çok daha erken zamanlarda çözülebilir.
� Nedir “Nitelikli Sanayi Bölgesi”?
K. Soyak- O bölgede üretilen malların ABD’ye gümrüksüz girmesi demek. Mesela bugün İsrail-Ürdün ortaklığıyla üretilen herşey Amerika’ya gümrüksüz giriyor. Türk ve Ermenistan ortak ürününün Amerikaya öncelikli ve gümrüksüz girdiğini düşünün; tek başına üretirsen mal girmiyor ama birlikte üretirsen, nitelikli olarak giriyor. Bu noktada ne diasporayla ne de Türkiye’deki iş adamlarıyla işbirliği yapamadık. Tamam batı’nın bize borcu var ama bizimde kendi çıkarlarımızı düşünür bir hale gelmemiz gerekiyor. Bence bu çok önemli, kaçırılmış bir fırsattır. Avrupa’nın ve Amerika’nın atması gereken en önemli adımlardan biri. Rusya’da yaşayan Ermeniler de bazı Türk firmalarına beraber çalışlım önerisi getirdiler. Rusya’nın da bunu teşvik etmesi lazım.
� Hangi sektörleri öncelikli olarak görüyorsunuz?
K. Soyak- Enerji bugün Ermenistan’ın çok iyi altyapısının olduğu bir sektör. Boru hatları, yeraltı depoları, Ermenistan bir enerji uzmanı, eh Türkiye’de bir enerji uzmanı… o zaman eğer Rusya’da bugün Batı ve Amerika gibi Türkiye ve Ermenistan’ın yakınlaşmasını istiyorsa ortak şeylere bazen göz yumarak pozitif ayrımcılık yapacak.
Tarım açısından da bölgeyi bir hayli etüt ettik. Türkiye’de Kars ve Erzurum, Ermenistan’da Lori ve Şirak, Gürcistan ve Azerbaycan’dan iki bölge daha var. Nüfusu 2,5 milyon olan bir bölge elde ediyorsun. Bu bölge ise organik tarım açısından dünyanın en zengin bölgelerinden bir tanesi. Biz bazı istatistikleri inceledik, 400 yıllık geleceği olan bir topraktan söz ediyoruz. O kadar çok yapılacak şey var ki.
� Belki de Diaspora’nın bu tür şeyler üzerine bastırması gerekir..
K. Soyak- Bunu çok konuştuk. Diaspora “içinde Türk olan herhangi bir şeye girmeyiz” diyor. “Ermenistan lehine” diyorum; “öyle de olsa Türkiye içindeyse girmeyiz” diyor. Diaspora bence bölge için elini uzatsa, inanın çok şey düzelir. Özellikle tarım çok önemli bölge için.
� Tarımsal verimlilik potansiyeli var mı o bölgenin?
K. Soyak- Çok miktarda var. Her türlü ürünü yetiştirebilirsin. Örneğin peynir, organik tarıma bağlı hayvancılık veya tarıma bağlı hertürlü üretim burada yapılabilir. Son derece uygun topraklar. Fakat işin enteresanı dört bölgenin de birbirleriyle ilişkisi yok. Ayrı ayrı kendi ülkeleri içinde kalmış dışarı açılamıyorlar. Örneğin gübre ithalatını ortak yapamıyorlar; 4 ton alacaklarına ayrı ayrı birer ton alıp daha yüksek fiyat ödüyorlar. Mal satamıyorlar. Tarım açısından da iki ülke birbirine küs. İşte Batı’nın bu konuda teşvik etmesi lazım. Ortak ürünü alması, ortak üretime teşvik etmesi gerekir.
Turizm keza, çok önemli. Gürcistan, Ermenistan, Türkiye’nin Doğu kısımları, her köyde bir tarihi eser var. Bugün Türkiye’de, Gürcistan’da ve Ermenistan’da her köylünün yapacağı iş köyünde ne varsa temizlemek, tarihi eserini belirlemek, tabelasını asmak, bir de web sayfasına koyup videosunu ve Turizm olarak pazarlamak. Her bir köy kendini yurtdışına pazarlayabilecek değerli hazineye sahip bu bölgede ama kullanılmıyor. Bölgenin turizm açısından çok büyük potansiyeli var. Neden Gümrü Ritz Carlton olmasın, neden Kars Four Season Hotel olmasın yada Diyarbakır Hilton olmasın… Bunlarla ilişki kurduk, müşteri potansiyeline baktık, sayıları aldığın zaman müthiş birşey çıkıyor. Bugün yatırımdan önce bölgeye hemen girecek, ilk girecek mali gelir turizmdir diye düşünüyorum. Ben birbiriyle barış yapmış bir Türkiye ve Ermenistan’a ziyaret yapmak istemeyen bir kişiye bile rastlamadım.
� Yeniden ilişki kurulması noktasında işi zorlaştıran tarafın Türkiye olduğunu düşünüyorum. Ermenistan, ön şartsız biz hazırız diyor. Ama Türkiye’nin şartları var. Kars Antlaşması vurgusu, Karabağ’ın çözümü şartı, “soykırım” meselesi… Tüm bu saydığım sebepler ilişki kurulmasının önünde durması gereken değil, ilişki kurmanın ardından çözülebilecek sorunlardır. Türkiye’nin bu yaklaşımının değişmemesini siz neye bağlıyorsunuz?
K. Soyak- Her iki ülkede de bazen düşünmeksizin hareketler yapılıyor, demeçler veriliyor karşılıklı. Üslup çok önemli, bi de birşey yaparken, bir kez daha düşünüp ondan sonra yapmak çok önemli. Mesela 17 Aralık’ta Türkiye’nin AB’ye girme çabalarının tam en hassas zamanlarında, Koçaryan’ın AB’ye gönderdiği mektup bence birkez düşünülerek yapılmış bir hareket. Koçaryan’da Yukarı Karabağ duygusallığını bırakıp Ermenistan çıkarları ve Ermeni çıkarları diye baktığın zaman bazı hareketleri iki kez düşünmesinde yarar var.
Türkiye’nin tezlerini de anlamakta zorluk çekiyorum. Birkaç yıl öncesine kadar Hatay’ı kendi sınırları içinde gösteriyordu ama bizim Suriye ile diplomatik ilişkimiz vardı. Yani bu bölgede tarihten öte herkes herkesin toprağında yaşadığı için birbirinin toprağında böyle bir gözü vardır “burası eskiden benimdi, orası eskiden senindi” diye. Bütün dünyada herkesin toprak sorununu beklersek, daha çok bekleriz. Tam tersi bizim bölgedeki insanların, yani bizim gibi insanların daha fazla diyaloğa ihtiyaçları var yani, yalnızca halk diyaloğuna değil, asıl tam tersi diplomatların diyaloğuna ihtiyaç var.
� Soykırım konusunu ilişkilerin neresine yerleştiriyorsunuz?
K. Soyak- Bu konuda “işte hodri meydan gidelim, avukatlar gelsin, uluslararası mahkemeler” bu bir yaklaşım olabilir, ama bu şimdiki yaklaşım değil. Bu belki ilerdeki yaklaşım olabilir. Ama şuanda bence başka birşey lazım. Ben Diaspora’daki çok arkadaşımla uzun uzun konuştum, hiç kimsenin tarih kanıtlama diye bir derdi yok, herkes kalbiyle acısıyla konuşuyor. Bu bir birikim, kulaktan kulağa ve artık içte bir acı haline gelmiş. İnsanların dinlenmeye ihtiyacı var ama kimse kimseyi dinlemiyor. Bu gün belgelerle ne ispatlanırsa ispatlansın çözüm olmaz. Bir kere bizim yurtdışında yaşayan Ermenileri dinleme borcumuz var. Biz de onlara borçluyuz. Bu toprak onlara borçlu. Bu toprağın o insanlara “niye gittiniz?” deme borcu var. Dolayısıyla önce bu topraklarda yaşayan bizlerin ve bu toprağın Diaspora ile barışması lazım.
Ayrıca bütün bunlar süregelirken karşımızda artık bir Ermenistan devleti var. Bütün bu sınırlar ve soykırım konusunu iki ülke diyaloğa girerek, diplomatik ilişki kurarak çok daha olgun ele alabilir. Ankara’da bugün derhal bir Ermenistan Büyükelçiliği açılmak durumunda. İşte muhatabın olacak senin orada. Şu anda yok. Tabi, üçüncü ve Türkiye’nin ayağını bağlayan en önemli sorun da Yukarı Karabağ sorunu.
� Bu mudur sizce?
K. Soyak- Bence şu anda en fazla bloke eden sorun o. 5-6 yıl önce böyle bir konu önkoşul değildi. Gerçek anlamda samimi bir diyalogda şu görülecek ki, Karabağ konusunda Ermenistan’ın geri adım atması, Ermenistan’ın elinde değil. Bu birkere Türkiye tarafında çok iyi bilinmiyor. Bu durum o kadar çok uluslu bir hale gelmiş ki direkt veya indirekt, ne Azerbaycan ne Ermenistan o bölgede kendi başına hareket edemez. Eğer Türkiye olarak biz Ermenistan’la diplomatik ilişki kurulmasını, Yukarı Karabağ sorununa bağladıysak bizim bu ilten umudumuzu kesmemiz gerekiyor. Zaten Türkiye bu konuda elinden geleni yaptı. Sorunun uluslararası platforma taşınmasında büyük rol oynadı. Azerbaycan sorunu şu an AB’nin, NATO’nun, ABD hükümetinin, hatta son zamanlarda mecburen Rusya’nın bile gündemine girmiş durumda. Eğer ki bu Türkiye’nin bir göreviyse, eğer Türkiye kendini Azerbaycan’a karşı sorumlu hissediyorsa ki, uzun yıllar hissetti, bence bitti bu iş. Bundan sonra Azerbaycan kendi ayakları üzerine basarak uluslararası kurum ve kuruluşlarla da iyi diyaloğunu sürdürürse, bu konu da artık bir şekilde çözülür.
Türkiye bundan sonra Yukarı Karabağ sorununun çözümüne iki tür yaklaşabilir. Biri şimdiki statükoyu devam ettirerek, yine kapıları kapalı tutarak yaklaşabilir. Ve bundan sonra eskisi kadar etkili olmayacaktır. Hatta bundan sonra geriye sayım başlayacak, oklar Türkiye’ye dönecektir. Yani bugünden itibaren kapalı tuttuğu her bir gün Türkiye’nin aleyhine olacaktır.
Türkiye hem Azerbaycan lehine hem Ermenistan lehine hemde kendi çıkarları için ne yapabilir? Diplomatik ilişkiyi kurup da Yerevan’da Büyükelçilik binasını oturttuğu an, işte Türkiye Ermenistan’da. Artık ondan sonra bu sorunu çok rahatlıkla çözebilir. Türkiye-Ermenistan arasındaki konsolosluk ilişkileri Moskova’dan Tiflis’e geldi, ne kadar iyi oldu. Bir saat yaklaştı. Şimdi daha fazla görüşme var. Mutlaka diplomatik ilişkiler bu yolu açacaktır. Yukarı Karabağ sorunu çözümüne ulaşacaktır. Baktığım zaman çözülmeyecek gibi göremiyorum.
� Bu bağlamda TESEV ve HASA’nın Türkiye ve Ermenistan’lıların birbirlerine yaklaşımları konusundaki son çalışmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
K. Soyak- Benim anladığım 7 yıl öncesine göre Ermenistan’da da biraz yorgunluk var. Ben onları suçlamıyorum. Bir bıkkınlık var, Türkiye’de de var. Güvensizlik Ermenistan’da da var, Türkiye’de de var. Ancak Türkiye’de iyi düşünen insanlar var, onlar bu gidişatın Türkiye’nin tam çıkarlarına hizmet etmeyeceğinin farkındalar. Çünkü halk artık farklı düşünmeye başladı. Yani hükümet veya bir devlet halkından ayrılmamalı. Her iki toplumda da halkın yüzde altmışı sınırın açılmasını istiyor. Her iki tarafa da bu çağrı yapılmıştır. “Lütfen uzlaşıcı adımlar atın, toplumun çoğunluğu birbiriyle barışmak istiyor”. Bu mesajı eğer her iki tarafın hükümeti anlayamazsa, o zaman içinde bulundukları ekonomik sıkıntıların veya uluslar arası izolasyonun sorumluluğunu üstlerine almaları gerek.
News Source: AGOS-SAYI:471-8 NİSAN 2005 |