Cumhuriyeti yürekten özümsemiş, aydınlanmacı, uygar ve kimlikli bir kent olan Kars bu uygulamalar yüzünden toparlanıp hak ettiği yere gelemiyor. Bu dış politikayı kendisine yönelik bir ”izolasyon” olarak görüyor. Son yıllardaki, yerel yönetimin bireysel çabaları bir yana, tüm bileşenler, (parametreler) Kars’ın hızla kan kaybettiğini ortaya koyuyor.
Yıl 2002. Mart ayının son haftası… Yer Başbakanlık binası. Ekonomik bunalımın piyasaları kasıp kavurduğu günler. Hüsamettin Bey’in Sayın Ecevit ‘e olan ”bağlılığı” sürüyor. ”Hükümet etmede” yapay da olsa bir iştahın varlığı henüz tükenmemiş…
Büyüyen toplumsal ve ekonomik sorunları karşısında olanakları küçülmüş; kişi başına düşen ulusal geliri yer yer açlık sınırının altına düşmüş, ama henüz tüm fırsatları kaçırmamış olduğuna inanılan bir havzanın (Erzurum – Kars – Ardahan – Iğdır) sıkıntılarını dile getirmek üzere Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan’ın huzurundayız. Aramızda bölge milletvekilleri, belediye başkanları, oda, borsa başkanları ve işadamları var.
Toplantı öncesi, temsilci arkadaşlarla bir araya geliyor, yörenin ortak birkaç temel sorununu saptıyor, önerileri fazla çeşitlendirmeden sunmaya karar veriyoruz. Bölgenin ”nefeslenmesi” ve ticari bir hareketliliğin başlaması için büyük ölçüde kamuoyunun yakından bildiği ”sınır kapıları” yla öne çıkan ”Kars odaklı” öneriler üzerinde uzlaşıyoruz.
Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan, heyeti dinlemeye başlamadan, ”sürpriz bir açıklama” yaparak bizleri ”şaşırtıyor” (!) ve Çıldır – Aktaş Kapısı’nın (Türkiye – Gürcistan sınırı) ”nisan ayında açılacağını” müjdeliyordu! Hiç kuşkusuz heyecanlandık… Ancak çok değil, bir ay sonra bu sözün yerine getirilmediği görülüyor; soğuk savaş kıygını (mağduru) Karslılar bir kez daha ”efendi bir yalanla” atlatılıyordu.
Bir nisan değil, üç nisan geçti aradan… Çıldır – Aktaş Kapısı’nda henüz bir gelişme yok.
Salt, Çıldır – Aktaş Kapısı’nda mı?
23 Temmuz 1993’te, Türkiye, ivedi verilmiş bir kararla Ermenistan sınırını kapattı. Ardından da yeni arayışlara girip bir başka yolun ”keşfini” sağladı. Bu keşif: Kars – Tiflis Demiryolu projesiydi. Sovyetler Birliği’nin parçalanması ve ardından kurulan bağımsız devletlerin rüzgârını arkasına alıp, dünyanın en büyük enerji rezervlerinin bulunduğu Kafkasya – Orta Asya ve Türk cumhuriyetleriyle buluşmak istiyordu Türkiye. Bu yol, Ermenistan Kapısı’nın alternatifi olarak görülmeye başlandı. Tarihi ”İpek Yolu” nun canlandırılacağı; AB ile yapılan Gümrük Birliği Antlaşması’nın tarım ürünlerini kapsamaması yüzünden pazar bulmakta güçlük çekileceği varsayılan GAP ürünlerinin rahatlıkla Karadeniz ve Hazar havzasına sevkinin sağlanması öngörülüyordu bu projeyle. Ayrıca, Kars ve hinterlandı, Güney Kafkasya’da Tiflis – Bakû merkezi ekseninde geliştirilecek ticaretle daha mutlu ve daha zengin olacaktı. Bunun için 92.5 km’si Türkiye tarafında olmak üzere 125 km’lik yeni ”kesintisiz” bir demiryolu bağlantısı kurulması tasarlanmıştı. Projenin Türkiye tarafı için 400 milyon, Gürcistan tarafı içinse 200 milyon ABD Doları’na gereksinim duyulduğu açıklandı. Projeye ilişkin Türkiye – Gürcistan arasında Ankara’da imzalanan ”mutabakat zaptı” 29 Temmuz 1993 tarihini taşıyordu. Aradan geçen 11 yıl boyunca hiç gündemden düşmedi. Karslılar, bu proje temelinde yıllarca, kaynak ”bulundu/bulunacak” ya da bütçeye şu kadar ödenek ”kondu/konulacak” sözleriyle oyalandırıldı.
Ermenistan sınırının açılmasını isteyenlere karşı yakın tarihe kadar Kars – Tiflis Demiryolu projesi alternatif gösterilerek savunulmaya çalışılmıştı. Son yıllarda ”kaynak sağlanamadığı” ve ortaya kararlı bir siyasi istenç konulamadığı için projenin gerçekleşme şansı giderek zayıfladı. Bağlanan umutlar tükendi. Alınan yol ”bir arpa boyu” ndan da az. Milyarlarca doların ”hortumlanmasına” seyirci kalıp, böylesi önemli bir proje için yılda bütçeye koyacakları 36 milyon ABD Doları’nı esirgeyenleri Allah affetsin. Ama Karslılar affetmeyecek gibi görünüyor!
Zira, bu ülke, ”yedi düvele” karşı verdiği bağımsızlık savaşının hemen ardından 1925’ten, 1940’a kadar uzanan 15 yılda her yıl ortalama 200 km. yeni demiryolu yapımı gerçekleştirmiş; dahası, Sıvas – Erzurum hattında günde 800 m. demir döşeyebilme hızı yakalanmıştı. 70 yıl öncesinin hız ve olanaklarıyla en geç 6 ayda yapılabilecek demiryolunun, aradan 130 ay geçmesine karşın değil bitirilmiş olması, henüz başlanamayışı ne acı değil mi?
29-30 Nisan 2004 günleri Kafkas Üniversitesi’nde düzenlenen ”Türk Dış Politikası” konulu sempozyumun 3. oturumunda ”Türkiye’nin Kafkasya Politikası ve Ermenistan Sorunu” tartışılıyordu. Oturum başkanı Emekli Büyükelçi Gündüz Aktan , Ermeni soykırımı iddialarına ilişkin savımızı sahiplenme ve ona bir arka plan kazandırma adına çok önemli saptamalar yaptı. Ermenistan sınır kapısının kapalı oluşu yüzünden ”Kars halkının büyük bir maddi kayba uğradığının” altını çizdi. Ardından da: ”Kars’ı dünyanın en önemli stratejik merkezlerine ulaşma yeri olarak gördüğünü” belirtti. Sayın Aktan sözlerini bitirmek üzereyken Rober Koçaryan ‘a karşı gelişen muhalefet hareketini izlemek üzere Ermenistan’a giden DHA’nın muhabiri şu soruyu yöneltiyordu: ”Hem Türkiye – Gürcistan (Sarp Kapısı), hem de Türkiye – İran (Gürbulak Kapısı) üzerinden giren Türk malları Ermenistan’da vitrinleri süslüyor… Kapalı olan sadece Kars Doğu Kapı. (Ermenistan sınır kapısı.) Yoksa bu politikayla cezalandırmak istenen Kars mı?” Muhabirin sorusu, aslında Kars’ta herkesin yüreğini acıtan bir olgunun anlatımıydı. Ve sorudan çok bir saptamaydı.
Yanıta geçmeden önce küçük bir parantez açmak istiyorum. Azerbaycan’ın Ankara Büyükelçisi Mehmet Nevruzoğlu Aliyev , Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök ‘ün 7 Nisan 2004 günkü köşesinde yer alan ”mesajında” diyor ki: ”(…) 300 bin Ermeni, Erivan şehrinde, İstanbul’da çalışan 30 bin Ermeni vatandaşının kazandığı paralarla geçiniyor, haftada iki kere Erivan – İstanbul arası uçak uçuyor, otobüsler çalışıyor, vizeler veriliyor, hava koridorları açık, ticaret devam ediyor. (Gürcistan, İran üzerinden)…” İlk kez konunun tarafı yüksek bir makam bu denli nesnel ve çarpıcı bir değerlendirme yapıyor. Böyle bir ”ambargo” (!) olamayacağını söylüyor. Bu son derece önemlidir. Bu saptama şöyle de okunabilir: ”Ermenilere her yer açılmış, her tür olanak sunulmuş, kapatılan salt Kars’ın Ermenistan’a olan sınır kapısı.” Başka ne söylesin ki Sayın Aliyev. Şimdi parantezi kapatıp, Gündüz Aktan’ın verdiği ilginç yanıta dönelim. Sayın Büyükelçi diyor ki: ”(…) Devlet politikaları, ülkelerle devletlerin arasındaki ilişkilere göre kurulur. Bir ilin cezalandırılması söz konusu olamaz” ve ekliyor: ”Eğer orta yerde Kars’ın uğradığı bir zarar varsa bunun belirlenmesi ve devletçe karşılanması gerekir.”
Kars halkı zaten bunu istiyor: ”Doğu Kapı mutlaka açılmalı” ; ama eğer ‘ulusal çıkarlarımız’ devletin kapıyı açmamasını gerektiriyor ve Ermenistan’a ‘ambargo’ yu zorunlu görüyorsa bu çelişkili uygulama o zaman yeniden değerlendirilmeli. ”Herkes ‘eşit ve hakkaniyet ölçülerine uygun’ özveride bulunmalı. ‘Sesini yüksek çıkaran bir bölge’ bundan ayrı tutulacak bir işlemle ödüllendirilmemeli. Ve Kars’ın gördüğü zararın gerçekçi bir biçimde giderilmesinin yolları aranmalıdır.”
Cumhuriyeti yürekten özümsemiş, aydınlanmacı, uygar ve kimlikli bir kent olan Kars bu uygulamalar yüzünden toparlanıp hak ettiği yere gelemiyor. Bu dış politikayı kendisine yönelik bir ”izolasyon” olarak görüyor. Son yıllardaki, yerel yönetimin bireysel çabaları bir yana, tüm bileşenler, (parametreler) Kars’ın hızla kan kaybettiğini ortaya koyuyor. Şehrin adı, en çok göçün olduğu iller arasında anılıyor. DPT’nin yeni yayımladığı, ”İllerin ve Bölgelerin Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması” nda, yıllar önce önünde olduğu pek çok şehrin bugünkü sıralamada ”arkasına” düşmüş. Kars’tan ayrılarak il olan Iğdır ve Ardahan bile görece ”yükselen iller” sıfatıyla Kars’ın önüne geçmiş. Sınır kapılarının açık olduğu her yer önemli ticari hareketlilik yaşıyor. Kars yerinde saymıyor geri gidiyor.
Soruyoruz, yoksa Kars ”stratejik kurban” mı seçildi?
Sezai YAZICI Kent Konseyi Gen. Sek.
News Source: Cumhuriyet |