
-Türk-ABD İlişkileri Açısından Bölgesel Sorunlar Üzerine Bir Değerlendirme-
Assistant Prof. Göknur Akçadağ ile Röportaj:
Turkishny yazarı Yrd.Doç.Dr. Göknur Akçadağ, geçtiğimiz yıllar New York’ta misafir öğretim üyesi olarak bulunmuş, Türk-Amerikan ilişkileri ve çeşitli tarih- uluslararası ilişkiler konuları üzerine projeler geliştirmiş bir akademisyen. Amerika ve New York ile bağları devam eden, yapılan etkinlik ve çalışmalarda ilk akla gelen ve destek veren kişilerden olan Göknur Akçadağ, İstanbul Yıldız Teknik Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Bölümü’nde görev yapıyor. Türk-Ermeni normalleşme sürecinin geldiği nokta, Türk-ABD ilişkileri ve Türk-ABD ilişkileri üzerine projeleri, Türkiye’nin bölgesel rolü ve Kafkasya üzerine sorular yönettik.
Turkishny: Son gündem konularından olarak, Ermenistan Hükümeti’nin protokolleri aslıya alma kararını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yrd.Doç.Dr. Göknur Akçadağ: Bu gelişme, mevcut durumun tasdik edilmesidir. Hali hazırda iki taraf da beklemeye almıştı süreci, bu açıklamaya rağmen de devam edecektir. Ermenistan Karabağ konusunda adım atmaya hazır değildi, iç politikada büyük baskı altındaydı. Ermenistan’daki kararın ülkedeki iç politikayla ilgili olduğunu, yönetimin Karabağ’la ilgili adım atmaya hazır olmadığı bu karar ile açığa çıkmış oldu, Sarkisyan Ermenistan’da soykırım konusunun protokollerin içeriğinde tartışmaya açmış olunmasından, Türkiye’nin sınırlarını kabul etmiş olunmasından tedirgin olan muhalefet ve diasporanın baskılarına karşı kendini güvenceye aldı, bunu yaparken Türkiye’nin Meclis’e sevki geciktirmesinden dolayı makul süre doldu diyerek sorumluluğu Türkiye’nin üzerine atmak istedi.
Aynı günlerde Sarkisyan’ın Moskova’ya giderek Yukarı Karabağ sorunu, bölgesel sorunlar ve Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesi ile ilgili süreci ele aldıkları yönünde açıklama sonrası, Kremlin’den yapılan değerlendirmede, “Rusya, Erivan ve Bakü’ye karşılıklı olarak kabul edilebilir bir anlaşma sağlayabilmeleri için gerekli yardımı yapmaya devam edecek” ifadeleri basında yer aldı. Bu görüşmenin yapıldığı gün bir başka gelişme 2009 yılında kış aylarında yaşanan Moskova-Kiev anlaşmazlığı sonrası, Rusya ile Ukrayna arasında askeri ve enerji konularını ilgilendiren iki kritik konu başlığında uzlaşmaya varılması oldu. Rus lider Dimitri Medyedev ve Ukraynalı muhatabı Viktor Yanukoviç, Rusya’nın Kiev’e doğalgazda indirim sağlamasında uzlaşı sağladılar. Ayrıca Yanukoviç, Sebastopol kentinde bulunan Rus üssünün faaliyetlerinin 25 yıl boyunca sürmesine de onay verdi. Demek ki bir süre önce Avrupa’yı ayağa kaldıracak hatta daha büyük boyutta enerji konusunda tartışmalara neden olan süreçten sonra, bir anda anlaşmaya varılabiliyor. İstenildiğinde istenildiği zaman anlaşmaya varılabiliyor, vardırılabiliyor. Karabağ’daki süreç açısından Ermenistan’ın hazır hale gelmesi, Sarkisyan’ın Rusya’yla görüştükten sonra, Azerbaycan’daki reyonlardan çekilme beklentisini şu anda yok eden açıklamasının, Rusya’nın bilgisi dahilinde olmadığını düşünemeyiz. Karabağ konusu protokollerde bulunmasa da, sürecin Azerbaycan ayağının nasıl şekilleneceğini bu çerçevede düşünmek gerekiyor.
Türkiye cephesinde ise, Hükümetin seçim sonrasına kadar bu konuda hareket etmeyeceği ve Meclis’te oylama için ortamın uygun olmadığı ifade edilmiş ve karşılıklı çekinceler nedeniyle beklemek uygun görülmüştür. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Crowley’in, “Türk, Ermeni ve Azerilerle görüşmelerden çıkan sonuç, ek zamana ihtiyaç duyulduğunu ortaya koymaktadır” diyerek, “sürecin ilerlemesi için yeni bir ivmeye ihtiyacımız var” vurgusu yapması, durumun makul karşılandığını gösteriyor. Her iki tarafın da sürecin çökmemesi için çok çaba sarf ettiğine dikkat çekerek, “bu bize uzun vadede geriye dönmek ve protokolleri ilerletmek için iyimser olma yolunda umut veriyor. Nükleer Güvenlik Zirvesi sırasında taraflara verdiğimiz mesaj şuydu: Süreç devam etsin. Eğer doğru zaman olmadığını düşünüyorsanız sorun değil. Geri adım atar nasıl ilerleyeceğimizi yeniden gözden geçiririz” ifadesi, tarafların hazır olana kadar askıya alınmış olmasının mantığını ortaya koyuyor.

Turkishny: 24 Nisan ve Protokoller ve geleceği konusunda ne düşünüyorsunuz, Türkiye ne yapacak?
Yrd.Doç.Dr. Göknur Akçadağ: Göknur Akçadağ: Başkan Obama’nın söyleyip söylemeyeceği ifadeye saplanılıp kalınmasını tartışmak anlamsız. Ermenistan’ın askıya alma hamlesi, Obama’nın 24 Nisan açıklamasını etkilemeye de dönük muhtemelen, Türkiye’yi protokollerin onayı için gerekeni yapmamakla suçlayarak bir adım öne geçmeye çalışıldı. Başbakan Erdoğan da bu durumu not ettik diyerek, güven sorunundan bahsetti. Sorunlarla gelmiş bir sürecin protokollerle temize çıkmasını durulmasını beklemek hayal kurmaktır. Ermenistan’ın aldığı son karara rağmen tarafların süreci canlı tutacağını, bu kadar zor atılmış olan bir adımın kolaylıkla yok edilmeyeceğini düşünüyorum. Türk-Ermeni ilişkileri hiçbir zaman kolay olmadığı gibi, protokoller ve sonrası da zor oldu. Türkiye’deki gündem ve Meclis kompozisyonu şu anda beklenmesini gerekli kılıyor. İki taraf da protokollerin kendi isteklerini yansıtmadığının farkında ve bu tür durumlarda hiçbir taraf tam memnun olamaz, önemli olan iki tarafın ortalama çıkarlarında uzlaşılan bir durum üzerine anlaşmaktı. Ayrıca Protokollerin dünya kamuoyu önünde çok fazla göz önünde oluşu da kolayca atıl hale getirilmesine engel teşkil ediyor.
Her iki tarafın da gidebileceği en son noktada birleşme sağlanmıştır. Diplomasideki “yapıcı muğlaklık” kavramı bu durumu tam karşılıyor aslında. Belirsiz bırakılarak, Karabağ ve soykırım konusu daha sonra iki tarafın üstünde çalışacağı iki tartışmalı durum olarak bırakılmıştır. Birisi komisyonla çözülmek isteniyor, diğeri paralel süreçle Ermenistan’ın işgal ettiği reyonlardan çekilmesi sağlanarak çözüm hedefleniyor.
Türkiye’nin de, Ermenistan’ın da uzun vadede kendi çıkarları gereği geri adım atmayacaklarını düşünüyorum. Aslında çok açık görünen bir şey var, eğer olması için bir ciddi düşünce eğilim olmasa, niye protokoller üzerinde uzun süre gizli-aşikar çalışılıp, imzalandı. Zorluklara rağmen olması istendiği için atılan imzalar önemli bir aşamadır. Bu açıdan Türkiye’de bazı kişilerin görüşü olduğu üzere, Türkiye gerisinin gelmeyeceğini bile bile sorumluluğu üstünden atmak için protokolleri imzalayıp, “işte bakın biz imzaladık” dedikten sonra öngörülen veya öngörülemeyen aksaklıklar çıktığında yan çizmiş değildir.
Maalesef Türkiye-Ermenistan-Azerbaycan basınının bazı kesimleri tarafından sürekli pompalanan tek taraflı yargılayıcı haberler, duygusal yaklaşımlar ve gerçekçi çizgide olmayan tutumla Türk-Ermeni ilişkilerini-normalleşme sürecini, Azerbaycan ve Yukarı Karabağ sorununun çözümünü anlamaya kalkanlar, başkalarına da bunu kendi pencerelerinden anlatıyor. Mesleği, bölümü, hatta köşe yazıları okumak dışında alt yapısı olmayan bazı kişilerin, gazeteciyim diyenlerin çeşitli sitelere yazılar yazıp, …dosyası şeklinde tekmili birden anlatımlarla kamuoyunu yönlendirmeye kalkıştıklarını da görüyoruz. Bu konuyu yazmak için tarih, uluslar arası ilişkiler ve dış politika bilgisi gerekir, bunlar ciddi işlerdir. Bir kısım Türkler başka Türklere sadece sınırlı bilgisini ve yargılayıcı tutumunu yansıtıyor. Sadece duymak istediğin şeyi söyleyen- yazan mı, gerçekleri ortaya koyan bakış açıları mı önemlidir ve sonuca götürür. Bunu sadece Türkler için değil Ermeniler ve Azeriler için de vurguluyorum. Önceki yazılarımda da ifade ettiğim gibi karar vericilerin geçmişten bugüne olayların akışını bilerek, Kafkasya’nın sorunlarına bütüncül bakmalarından kaynaklanan bir durum bu. Sadece Yukarı Karabağ sonunu içinden çekilip çözülmeyecektir. Gelinen bekleme noktası her cephenin işine gelen bir geçiş dönemi olacağı tahmin edilebilir.
Turkishny: Kafkasya ve diğer konularda Rusya’nın, ABD-Rusya ilişkilerinin, Türkiye’nin bu ilişkiler ağındaki yerinin nasıl olduğunu anlatır mısınız?
Yrd.Doç.Dr. Göknur Akçadağ: Göknur Akçadağ: Amerika Birleşik Devletleri Başkanı James Monroe 2 Aralık 1823’te kongreye bir mesaj yollayarak, Amerika’nın Avrupa’nın sorunlarına karışmaya niyetli olmadığını, Avrupalıların da Amerika sorunlarına karışmaması gerektiğini belirtmişti ve bu ilkeler yaklaşık 100 yıl boyunca Amerikan hükümetlerinin kendi yarı kürelerinden çıkmamasını sağlamıştı. Fakat bu durum zamanla değişti ve bugünün dünyası hiçbir zaman olmadığı kadar birbiriyle iç içe geçmiş durumda. Dünya’da hiçbir sorun duvarlar örülerek kendi başına kalmıyor, hiç bir bölgesel konu sadece bölgedeki taraflarla halledilemiyor. Dünya ölçeğinde yorumlama, neden ve sonuçları buna göre anlamaya çalışmayı gerekiyor. İki kutuplu dünyanın sona erişi ve değişim süreci uzunca süredir devam etti ve artık farklı bir aşama yaşanmaktadır. Bazı devletlerin ayrıştığı bazılarının ittifak yaptığı bir dönem içinde bulunduğumuz süreç.
Bu açıdan ABD, Rusya, AB, Çin ana yönlendiricilerinin durumu ve Türkiye’nin içinde bulunduğu bölgede bu değişimin neresinde olduğuna bakmak gerekir. Bu aşamanın mimarlarından olan Başkan Obama’nın, yeni girişimlerle yönlendirici rol oynadığı bazı konularda Dünya liderlerini bir araya getirerek mesela nükleer zirve ve silahlarda azalmaya gitme konusunda önemli kararlar alındığını görüyoruz. Bunun öncesinde ulusal füze savunma sisteminin Avrupa topraklarında yerleştirilme projesinden de vazgeçilmesi bunun işaretlerinden birisidir. Diğer yandan köklü devletler geleneğinden gelişlerin de etkisiyle AB ülkelerinin ABD’e karşı çıktığı durumlar ortaya çıktı, bu ayrışımı biraz daha net görebiliyoruz zaman geçtikçe. Çünkü AB ülkeleri, ABD’nin Avrupa işlerine müdahalesini istemiyor, ABD’nin Türkiye’nin AB üyeliği konusuna verdiği açık desteğe verilen tepkileri buna örnek verebiliriz. ABD’nin güvenlik, Ortadoğu konusu başta olmak üzere düzenleme kararlılığında olduğu konularda, Avrupa’nın müdahalesi giderek azaldı. Daha önce vurguladığım gibi Kafkasya konusunda ABD ve bölgenin ağabeyi durumundaki Rusya’nın dengeli kararları ile bir sonuca gidilebileceğini, bu durumu Türkiye, Ermenistan ve Azerbaycan’ın da bildiğini ifade etmek gerekir. Sadece bu konuda değil dünya meselelerinde de ABD ve Rusya’nın özellikle güvenlik, enerji ve askeri konularda işbirliğine veya nüfuz paylaşımına gittiğini, konuları müzakere ettiklerini görmek mümkün.
Turkishny: Bu değişim sürecinde uluslar arası ilişkiler çerçevesinde, Türkiye nerede yer almaktadır?
Yrd.Doç.Dr. Göknur Akçadağ: Bundan çıkarabileceğimiz bir sonuç şudur; Türkiye’nin, bu planlamalar içinde, ilgili olduğu konularda, bu karar verici güçlerin zamanlamasına uygun hareket etmek zorunda kalabileceğidir. Bu anlamda, Rusya ile Amerika’nın Gürcistan konusunda ne yapacaklarına karar vermeleriyle ilgili bir sürecin nasıl gelişeceğini izlemek, ayrıca Abazya ve Osetya’nın geleceği konusunda tarafların anlaşmasını beklemek gerekliliği vardır. Rusya Azerileri ve Rusya Ermenilerinin geçmişten bugüne baskın rolünü de göz önünde bulundurmak gerekiyor. Bu başlıbaşına üstünde uzunca durulması gereken bir konu. Mesela, Azerbaycan doğalgazda tedarikçi konumuyla Batı için önemli duruma gelirken, Türkiye’nin Ermenistan ile normalleşme sürecine duyulan tepki ile hızlı bir manevrayla ağırlığını Rusya’ya kaydırmasına da şahit olduk. Azerbaycan, Batı’nın istediği üzere Ermenistan’ın tecrit durumunun ortadan kalkması ve Batı’ya entegre olması isteniyorsa, Karabağ sorunun çözülmesini Türkiye aracılığıyla bir anlamda Batı’dan talep etmiş oldu. Bu ilginç bir paradoks, çözüm yeri Rusya ile yakınlaşırken, ABD ile ters bir tutum içine girdi.
Türkiye’nin bölgesel barış için girişimleri ve Kafkasya, Ortadoğu ve Balkanlardaki tutumuna da baktığımızda, değişim sürecine dış politikasında girmiş bir ülke durumunu görebiliriz. Türkiye’nin bölgesel düzeyde yükselmesi, durgun soğuk savaş dönemi tavrını aşan ve bölgede barış, refah ve istikrarın sağlanmasına yarayan ivme ile bu değişikliği, AB ve ABD’nin desteğine muhtaç bir değişimdi. Bu değişime AB’nin destek vermediği ABD’nin destek verdiği, Rusya’nın da kendi etkin rol oynadığı bölgelerde kontrollü destek verdiği görülüyor. Bu konuların hepsi çözüme ulaşamamış ve Ermenistan ile normalleşme meselesinde olduğu gibi aksayarak zamana yayılanlar olmuştur. Diğer yandan Rusya için yakın süreçte olmasa bile, Kafkasya planlamasında sınırları Türkiye ile açılmış bir Ermenistan’ın, Ermenistan’daki Rusya yatırımlarının değer kazanabileceği bir Ermenistan’ın planlaması yapılıyor. Bu durum ise Türkiye- Ermenistan diplomatik ilişkilerinin kurulmasını, açık sınır ve ticaretin uluslarası işlerliğini gerektiren düzeneğin kurgulanmasını gerekli kılıyor.
Durum böyleyken, “Türk-Ermeni normalleşmesini asla istemiyoruz diyen Türkler; Türkler soykırım yaptıklarını kabul etsin sonra normalleşebiliriz belki; tarihi kavgamız var barış olmayacak diyen Ermeniler; Türkiye bizim adımıza fedakarlık yapsın asla normalleşmesin diyen Azerilerin” katı tavırda olanları hep var olabilir, fakat bu tutumun gelişen süreci durduramayacağını söylemek mümkün, uzun sürse de. Sorunun çözülmesinde çıkarları olan ülkeler, çözümü uzun da olsa gerçekleştirebilecekler. Belki geçmişte çözümsüzlükten memnun kalan taraflar olsa bile, değişen stratejiler, mesela Rusya’nın yirmi yıldır çözülmemiş bu konuyu Kafkasya’yı yeniden planlarken çözüme ulaştırması askıda kalma döneminin bitmesi biraz daha vakit alsa da mümkün görünüyor. Türkiye-Rusya İşbirliğinin stratejik ortaklık seviyesine çıkarılmış durumda olması nedeniyle, Rusya’nın, Ermenistan’ın Türkiye ile ilişkilerini bozmasına izin vermeyeceği, kontrolü elinde tutacağı da düşünülmelidir. Bir başka farkında olmayıp nedenleri anlamaya çalışırken görmemiz gereken konu; Rusya’nın, 2008-2009 krizinde dünyanın en büyük enerji ülkelerinden bir olmasına rağmen ve enerji fiyatlarındaki yükselişe rağmen büyük kayıplara uğramış olmasıdır. Putin kaynaklı, siyaset kökenli, finansal kriz sonucu hırpalanan yabancı şirket ve yatırımcılar bu durumu yaşayan ülkeden kaçmıştı. The Economist dergisindeki verilere göre Rusya 2009 yılında üçüncü çeyrekte yıllık yüzde 7.9 daraldı. Görünen o ki potansiyeli yüksek gelişen ülkeler arasında bulunan Rusya, Sovyet dönemi alışkanlıklarına geri dönmüş bulunuyor, katı merkeziyetçi- devletçi siyaset yeniden hakim oluyor. Bunun bir başka yansıması bölgedeki eski bağımlıları ile olan ilişkilerine yansımaktadır. Bu durum yatırımları bulunan Ermenistan gibi ülkelere nasıl yansıyacaktır, kazanca dönüşmemiş yatırımları harekete geçirmede itici rol oynayacak mıdır? Buna bakmak gerekir.
Turkishny: Devletlerin kendi öncelikli politikaları var bu anlattıklarınızdan çıkan sonuca göre, Türkiye Kafkasya konusunda kendi öncelikli politikasını oluşturabiliyor mu?
Yrd.Doç.Dr. Göknur Akçadağ: Bu her zaman böyle olmayabiliyor. Azerbaycan-Ermenistan arasındaki sorunlar düzelmeden, Türkiye- Ermenistan ilşkilerinin istenilen seviyeye gelemeyişi gibi. Türkiye’nin önceliği bu değilken ve sürecin bunu çözeceği düşünülmüşken, oluşan baskı ile farklı bir mecraya girdi süreç. Ama bu bazı şeylerin farkında olunmadığı anlamına gelmiyor. Mesela, Rusya ile vizelerin kaldırılması için sürecin başladığını söyleyen Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ABD seyahati öncesi, Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı İcra Müdürü Ramiz Mehdiyev aracılığıyla Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’e üç önemli mesaj göndermişti: Türkiye’nin Azerbaycan ile uluslararası camiada ortak gündeme sahip olduğunu, fakat iki ülke arasında halen bazı anlaşmazlıklar olduğunu ve bu anlaşmazlıkların bir an önce ortadan kaldırılması gerektiğini, Bakü’nün işgalden kurtarılması için savaşarak hayatlarını kaybeden askerlerin mezarları üzerinden indirilen Türk bayrakların halen tam olarak yerine asılmayışını Türk kamuoyuna açıklayamadıklarını, bunun can sıkısı bir durum olduğunu, diğer rahatsızlık duyulan konunun ise Türkiye’nin bütün komşuları ile birer birer vize uygulamasını kaldırırken Azerbaycan’ın Türkiye’ye vize uygulamasını halen kaldırmamasıyla ilgili olduğunu, Azerbaycan’ın sürekli bu konuyu ertelediğini, üçüncü mesaj olarak da Bakü’nün PKK’yı terör örgütü olarak tanımayışını anlayamadığını ve bu konuda bir karar alınması gerektiğini belirttiği sözleriydi. Azerbaycan yönetiminin, Mehdiyev aracılığıyla, Erdoğan’ın Washington ziyareti sırasında Türk yönetimine, Ermenistan ile ilişkilerinde Karabağ şartını unutmamasının ne kadar büyük önem taşıdığını ifade edildi muhtemelen, fakat öyle anlaşılıyor ki Erdoğan, Ermenistan ile ilişkilerde Karabağ şartına sadık kaldığını Washington ziyareti arifesinde yinelemenin yanı sıra, Bakü’nün iki ülke arasındaki ilişkiler açısından attığı üzücü adımlara da dikkati çekiyor. Türkiye, Azerileri karşısına alacak bir siyaset gütmeyecektir fakat bu dayanışmanın Türkiye’ye maliyetinin giderilmesi konusunda Azerilerden de bazı sözler alınması beklenen bir şeydi. Belki Kıbrıs konusunda, PKK meselesinde ya da enerji sorunlarında daha yapıcı destek istenebilir, var olan durumların sürdürülebilir olmadığı ortada. Sorun bu üç ülkeyi aştığından, Ermenistan’ın karşı çıkmasına rağmen, Minsk grubunun genişletilmesi ve neden Minsk içinde anlaşılamayan Fransa’nın yanına Türkiye’nin de dahil olması gerektiği görüşü var.
Azerbaycan Hükümeti, Erdoğan’ın ABD ziyareti arifesinde Ankara ile birlikte hareket etmek için çaba gösterdi çünkü son dönemlerde Bakü’nün hem Ankara hem de Washington ile ilişkileri soğudu. Bu durum, iktidarı Dağlık Karabağ konusunda tamamen yalnız kalmamak için Türkiye ile ilişkileri düzeltmeye çalışılıyor. Son dönemlerde jeopolitik durumdaki gelişmeler, Bakü’nün bölgedeki konumunu da zayıflatmıştır. Normalleşme sürecini destekleyen Batı, Bakü’nün beklentilerine ve isteklerine rağmen Türkiye-Ermenistan sınırının açılmasını Dağlık Karabağ ihtilafının çözümüyle ilişkilendirmeyi reddetti. Ankara’nın da önce benzer bir tutum sergilemesi, muğlaklık içinde bunun çözümünün planlanmasının yapıldığı söylense bile, ikili ilişkilerin gerginleşmesine neden oldu. Ayrıca Ankara, Azerbaycan doğal gazını düşük fiyatla almak ve Avrupa’ya kendisi tarafından satılmasını şart koşması bir başka istenilmeyen durumdu. Görüldüğü gibi, “tek millet” lafıyla uluslar arası siyaset yürütülemiyor. Halkların dostluğu daim fakat Devletlerin politikası farklı olabilir. Bunu şunun için söylemek gerekiyor, bir takım çevrelerde Ermenistan normalleşmesine taraftarsanız, şurada durmanız, taraftar değilseniz Azeriler gibi düşünmeniz, onlar adına hareket etmeniz bekleniyor. Bunlar gerçekçi yaklaşımlar değil. Tarih ve uluslar arası ilişkiler kişilerin vehimleri ve duyguları ile yorumlandığında, bir operatörün hastayı yanlış ameliyatı gibi vahim sonuçlara yol açar. Ne yazık ki üç tarafta hatta ABD’liler içinde de bu vahim hatayı yapanlar çok.
İleriye dönük bekleme sürecinde, iki tarafta da kamuoyu diplomasisinin başarıyla yürütülmesi gerekiyor, sadece hükümetlerin dış politika karar ve uygulamaları veya uygulayamamaları, böylesi yüzyıllık sorun ve çatışmalarda sorunu resmi duruşla çözemez. Topluma bunun yansımasını, gerekliliğini iyi anlatmak gerekmektedir.
Turkishny: Son tasarı ve 24 Nisan baskısı konusunda Diasporanın etkisi ne kadar etkili olabilir?
Yrd.Doç.Dr. Göknur Akçadağ: Ermeni diasporasının endişeyi canlı tutmak, mücadele etmek ve bu aracın kullanılmasını talep etmek ile beslendiğinden, bunların kısa zamanda değişmesi de imkansız. Aslında ilginç olan diasporanın yerleşik olduğu ülkelerin hükümetlerinin elinde bu konunun araç olarak bulunuyor oluşu ve bu ülkelerin çıkarlarına göre kullanılıyor oluşudur. Soykırım aracının Ermeni seçmenleri tatmin amacıyla, ısrarlı ve istikrarlı bir şekilde Türkiye üzerinde baskı uygulamak için ABD tarafından kullanıldığını görüyoruz. Basında, soykırımın tanınmasından sonra Türkiye’den toprak talebinde bulunabilecek bir sürgündeki Batı Ermenistan hükümetinin kurulmasıyla ilgili planların hazırlandığı şeklindeki haberler bile yer almıştı. Yani bu kadar ileri boyutta düşünceler var. Bunlar var diye süreçten vazgeçilmemeli, düşüncelerdeki beyinlerdeki aşırılıklar, doğru gidişatı durdurmamalı. Türkiye kendini, ABD’ye danışmadan duruma göre hareket edebilen etkili bir bölgesel güç olarak tanımlasa da, başta Kafkasya konuları olmak üzere Washington’un Türkiye’ye serbestlik tanımaya hazır olmadığı da anlaşılıyor. Türkiye ise Rusya ile ABD’nin uzlaştığı konuları bozmama yanlısı bir eğilim taşımakla birlikte, iç politikayı kollayarak hareket ettiğinden ağırlaşan bir sürece mahkum oluyor. Son günlerde, seçmenlerine dönük siyaset için “bu yükten kurtulalım, soykırımı tanıyalım” diyen bazı senatörlerin açıklamalarının, Başkan Obama’nın 24 Nisan açıklamasına baskı için artması sancısını yaşanıyor. Fakat açıklamaya bir gün kala Kaliforniya Milletvekili Adam Schiff’in, eliyle saymışçasına 1,5 milyon kişinin öldürülüğünü söylediği olaylara soykırım denilmediği sürece Türkiye’nin Türk-Ermeni barış sürecinin devamı için adım atmayacağını iddiasını asla doğrulayamaz. Denilirse, normalleşme sürecin Türkiye açısından tehdit altında yapılamayacağını görmek için siyasetçi olmak gerekmiyor. Bu konuda son cümle olarak, Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun yorumunu da ifade ettiğim konuların bir sonucu olarak vermek isterim: “Ümit ederiz ki Ermenistan’da ve Türkiye’de en kısa zamanda uygun siyasal ortam oluşur ve süreç kaldığı yerden devam eder. Sürecin devamında herkesin menfaati bulunuyor, sadece Türkiye ve Ermenistan’ın değil, tüm bölge ülkelerinin ve başta ABD, Rusya ve Fransa olmak üzere tüm uluslararası toplumun kazançlı çıkacağı bir süreçdir. Ama bu kazancın sonuçlarının herkese ve adil dağıtılması lazım. Bu kazançlardan herkesin istifade etmesi lazım.”

Turkishny: Son olarak size New York ve ABD bağlantılı projelerinizi sormak istiyoruz. Buradayken başladığınız ve sürdürdüğünüz çok önemli olduğuna inandığımız projelerdi.
Yrd.Doç.Dr. Göknur Akçadağ: ABD’e geldiğimde sınırlı zamanımda çok yoğun bir çalışma temposu içinde araştırmalar yaparak, yıllarca kalınıp çıkarılabilecek işleri yapmaya, alt yapısını oluşturmaya çalıştım. Elbette bunlar başlattığım, kaynaklarını çıkardığım ve Türkiye’de döndükten sorma da oradaki araştırma ve görüşmelerle devam eden projeler. New York Türk Müzesi Kurma projesi en önemli ve büyük olanıydı. NY ve DC’de Dışişlerimizin temsilcileri, önemli sivil toplum kuruluşlarının yöneticileri ve toplum önderleri ile paylaşmıştım. Türkiye’de yine ilgili resmi kurumlarla paylaştım ve gelişmeler olabileceğine inanıyorum. Öncelikli olan ve gerçekleşme yolunda önemli aşama kaydettiğim projem “Tarihi Süresince Türk-Amerikan İlişkileri Sergisi” oldu. ABD Büyükelçimiz Sayın Namık Tan’ın ve Dışişleri Bakanlığımız ilgili birimlerinin çok değerli desteklerini ve önerilerini belirtmek isterim. Türk Amerikan İş Konseyi (TAİK) ile de bu projeyi görüşüyoruz, önümüzdeki süreç bu projenin hızlandığı dönem olacak. Ayrıca çok başarılı bulduğum yeni neslin gurur duyacağımız iki genci, ABD Kongresi’ne staj için kabul edilen Gizem Şalcıgil ve Stratfor Strategic Forecasting’de araştırmacı Emre Doğru bu projeye dahil oldular. Bu sergi, kurulması için çaba gösterdiğim New York Türk Müzesi’nin de bölümlerinden birisini oluşturacaktır. Umut ediyoruz ki bu sergi, NYTM’nin olması için önemli bir kilometre taşı olacaktır. Ayrıca İstanbul’da Türkiye’de 2010 Japonya yılı olması nedeniyle yapmış olduğum sempozyum ve sergileri, Haziran veya Ekim ayına NY ve DC’de farklı bir planlama ile gerçekleştirmeyi düşünüyoruz ABD Türk kamuoyunun yakından tanıdığı Ali Çınar ile birlikte.

Turkishny: Bu projelerin amacını anlatır mısınız?
Yrd.Doç.Dr. Göknur Akçadağ: Zamana yayılmış bir şekilde gerçekleşmesi için çaba göstermekte olduğumuz bütün bu projelerin temel olarak amacı, eksikliğini gördüğüm konularda Türk toplumunun uluslar arası platformda, ABD’de, New York ve Washington DC’de başka milletlere karşı temsil ve anlatım gücünü artırmak, bunun için tarihten ve bugünden konularla örneklenerek, bilinmelerini sağlamak. Toplumlar arası çatışmalı konulara çözüm için bölgesel barış için çaba göstermek, tanıtımın sadece sanatla değil strateji değeri olan konu ve unsurlarla da yapılabileceğini göstermek, kitaplar dolusu bilgiyi okumaktan kaçınan topluma görsel anlatımla tarih ve kültür bilinci yaratmak, Türkiye-ABD ilişkilerini görselle anlatmak.
TURKISHNY