Cumhuriyet Gazetesi yazarlarından Leyla Tavşanoğlu, Erivan’a 4 günlük bir gezi yaptı. Ermenistan’daki AIPRG tarafından gerçekleştirilen “Genişleyen Karadeniz Bölgesi, Bölgesel ve Uluslararası Güvenlik” konusundaki toplantıya beraber katıldık. Ermenistan-Türkiye ilişkileri üzerine bolca fikir yürüttük.
Türk ve Ermeni insanı birbiriyle çok sağlıklı ilişkiler içerisinde.
�Türkiye ve Ermenistan arasındaki ilişkileri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Aslında ilişkiler varla yok arası gibi gözüküyor ama ben olduğuna inanıyorum. İnsanlar birbirleriyle çok sağlıklı ilişkiler içerisindeler. Ben ilk olarak 1997 yılında Bartheolomos’un Katolikos’a ziyareti münasebetiyle Erivan’a geldim, ama hep o gruptan ayrılıp, halkı tanımaya çalıştım. İnanılmaz insanlar, Türküm deyince gözleri ışıldıyordu herkesin. Bir takım insanların evlerine misafir oldum. Bir sürü insanla bağlantılar kurdum, bu herhalde 10. gelişim. Hatta Karabağ’a bile gidip Cumhurbaşkanı Arkadi Ghukasian ile görüştüm. Bu ziyaretler Diaspora’nın ve Ermenistan’ın farkını daha iyi anlamak adına benim için çok önemliydi.
�Siz de konu Soykırım ve Ermeni sorunu olduğunda Ermenileri, Türkiyeli, Ermenistanlı ve Diaspora Ermenileri olmak üzere, farklı gruplar olarak mı görüyorsunuz?
Evet, ilk olarak İstanbullu Ermeniler yani batı Ermenileri çok farklı. Ermenistanlılar ise yapı olarak çok yumuşak insanlar. Diaspora için aynı şeyi söyleyemem. Onlar kendi sektörlerini oluşturmuşlar ve bu sektörden besleniyorlar, jenosit sektöründen. Onlar 1915’e takılıp kalmışlar, ben onların gerçekten ruhsal sorunları olduklarını düşünüyorum.
�Peki, bu insanların bu tarihe takılıp kalmalarında, 1915 olayları sonucunda yurtlarından edildikleri ve diaspora olmak zorunda olduğunu düşünürsek, geçirdikleri travmada Türkiye’nin, en azından şu anda bunu dindirecek bir adım atmamasının payı yok mu?
Tabii ki var, Türkiye o adımı atarsa zaten Diasporanın beslendiği kaynak kurur…
Ermenilerin kapitalini elerinden nasıl alırsınız, öldürerek ya da tehcir ettirerek…
�Yerevan’da Soykırım Müzesi’nin yeni müdürü Hayk Demoyan ile de görüştünüz, neler anlattı size, müzedeki duygularınız nelerdi?
O anıtı görüp de duygulanmayacak hiç kimse yok herhalde. Çalınan müzik, anıtın konumu, hepsi çok dokunaklı. Hayk Demoyan beni bizzat kendi misafir etti ve müzeyi dolaştırdı. Ofisinde de uzunca sohbet ettik, genç ve belli ki çalışkan bir insan. Ama gösterdiği materyaller beni ikna etmedi. Gösterdiği belgelerin doğruluğuna emin olamadım. Ölülerin resimleri var örneğin ama hangisi Türk, hangisi Kürt, hangisi Ermeni?
Ona müzenin ismini değiştirmeyi düşünüp düşünmediğini, geçmişte yaşamanın ne kadar doğru olduğunu sorduğumda, halkların tarihleri ve anıları vardır, bunu silemeyiz dedi. Benim hayalimde o tarihi düşündüğümde çok acı bir resim oluşuyor. Bir soykırımdan söz ediliyor, fakat o önem daha soykırımın adı konmamış ve kimse kimseyi sistematik bir biçimde öldürmüyor. “Bu Ermenidir, bunu öldürmeliyiz” diye düşündüklerini sanmıyorum, bu bir savaş zamanı ve acı olaylar yaşanıyor. 1915’li yıllar kapitalizmin batıda en yükseldiği dönem, Osmanlı imparatorluğunda kapital kimin elinde, tabi ki Ermenilerin, bu kapitali elerinden nasıl alırsınız, öldürerek ya da tehcir ettirerek…
Ben olayın tehcir olduğunu, ama farklı zamanlarda şekil değiştirdiğini düşünüyorum. Burada konuşulması gereken ırksal soykırımdan ziyade, kültürel ve ekonomik soykırım…
Tarih komisyonundan bir şey çıkacağını düşünmüyorum.
� Dışişleri Bakan Yardımcısı Armen Kirakossian ile görüşmeniz nasıl geçti?
Ben genel olarak eskiye oranla Ermenilerin söylemlerinde yumuşama olduğunu düşünüyorum. Vartan Oskanyan ile de görüşmemde bu fikre varmıştım. Hemfikir olduğum çok şey var. Ama diaspora konusunda onlardan farklı düşünüyorum. Bence Ermenistan isterse Diaspora’yı susturabilir.
�Ermenistan tarafından önerilen önkoşulsuz diplomatik ilişki ve Türkiye tarafından önerilen tarih komisyonu önerisi hakkındaki görüşleriniz neler?
Oturulur konuşulur, sonuca giden yollar tartışılır ama bunlar küsüp ilişkileri koparmadan yapılmalı. İki tarafın da çok yanlışları var. Ermeni tarafı bu jenosit kelimesini çok üzerinde duruyor, benim için adlandırmanın önemi yok ama Türkiye Cumhuriyeti bu konuda çok hassas. Burada önemli olan ortak bir çözüm yolu bulmak.
Tarih komisyonundan bir şey çıkacağını düşünmüyorum, bunun dışında arşivler açık inceleyelim diyoruz ama arşivlerin de bir kısmının da bir şekilde tahrip olduğu-belki de kasıtlı olarak yapıldığı – , bir kısmının da yurtdışına gönderildiği söyleniyor. Şimdi bu bölük pörçük arşivleri açtığınız zaman, nasıl bir sonuca ulaşırsınız bilemiyorum. Bu sorunu belgeyle halletmek de enteresan. Hani derler ya, rüşvetin belgesi mi olur, aynen o -jenosidin belgesi mi olur-.
Ermenistan ile ilişkilerin çözümsüzlüğünün AKP ile doğrudan bağlantılı olduğunu düşünmüyorum.
�Türk-Ermeni sınırın kapalı olması bir Türk vatandaşı olarak sizi rahatsız ediyor mu? Bu konuda Türkiye’nin Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki sorunu, kendi sorunu imiş gibi gören ve öncelikle bu konunun halledilmesine endeksli Ermenistan politikasını nasıl eleştiriyorsunuz?
Türkiye Avrasya’da, Türkî Cumhuriyetlerde önemli bir aktör, bir lokomotif olmayı amaçlıyor. Bugüne kadar pek becerdiği söylenemez, ama niyeti var. Bu ilişkilere başlamak ve Azerbaycan konusun halletmek için elinde tutuğu siyasi bir koz. Bunun dışında Türkiye’nin orada çok büyük bir çıkarı var, petrol ve doğalgaz. Türkiye bir enerji terminali olmaya gidiyor, böyle bir durumda da kaygılar çok…
Bana sorarsanız, Ermenistan öncelikle işgal altında tuttuğu o sekiz reyondan çekilmeli. Karabağ konusunda da ortak yönetim gibi bir çözüm bulunabilir. Bu benim kişisel fikrim, çözüm üretmeye çalışıyorum sadece…
�Son seçimlerden sonra neler değişti Türkiye’de? Türkiye’nin Ermenistan ilişkilerindeki çözümsüzlüğün farklı bir hükümet sayesinde değişebilir mi?
Hayır, Ermenistan politikasının ya da çözümsüzlüğün AKP ile doğrudan bağlantılı olduğunu düşünmüyorum. Kim de gelse durum değişmezdi bence. Son seçimlerden sonra ise, Türkiye’nin AB’ye tamamen yüz çevirdiğini düşünüyorum.
A.OZINIAN
21.01.2008
Yerevan
News Source: Alin Ozinian |