Home » News » Türkiye ve Ermenistan’dan fazlası

Türkiye ve Ermenistan’dan fazlası

 

Türkiye ve Ermenistan’dan fazlası

Obama’nın ABD başkanı seçilmesiyle, Türkiye – Ermenistan ilişkilerinde farklı bir döneme girildi. Sınır, Nisan’da açılabilir.
Tuğçe Köksal

Anneannemin saklı yaşamını öğrendiğimde yirmilerimdeydim. Aslen Ermeni ve Hıristiyan iken, Türk ve Müslüman olmuştu. Öyle acı hikayeler dinledim ki. Yıllar sonra, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Ermenistan’a gidişi çok önemli bir kırılma noktasıydı. İki toplum konuşmaya başladığında, gerçekten hiç farkımız olmadığını da göreceğiz” diyor avukat ve “Anneannem” kitabının yazarı Fethiye Çetin.

Geçen hafta Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) ayakta alkışlandığında, son iki aydır Türkiye gündemini sıkça meşgul eden Türkiye – Ermenistan ilişkileri yeniden gündem oldu. Aliyev “Türkiye’nin girişimleri sonucunda bölgede barış tesis edilecektir” derken Ermenistan’ı siyasi gayret göstermeye davet etti. Hemen ardındansa, Gül’ün Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’ı ve Aliyev’i üçlü zirveye davet ettiği, kendisinin de Bakü yolcusu olduğu haberi düştü ajanslara. Bölgede liderler arasında böylesi bir trafiğe neden olan süreç aslında, (Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev’in Azeri ve Ermeni liderleri Dağlık Karabağ sorununun çözümü için geçen hafta Moskova’da masaya oturmasının yol açtığı telaşı saymazsak) sancılı bir ilişkiye hayat vermek için çok basit bir motivasyonla başladı; hatta belki de kaderin cilvesiyle, yani 2010 Dünya Kupası elemeleri için çekilen kurada, aralarında diplomatik ilişki bulunmayan iki ülke Türkiye ve Ermenistan’ın aynı gruba düşmesiyle. Ermenistan’ın daveti üzerine Sarkisyan ve Gül, Eylül’de Erivan’da oynanan maçı beraber izledi. Böylece, Gürcistan’ın Güney Osetya’ya girmesiyle başlayan ve ABD’yle Rusya’yı karşı karşıya getiren Kafkasya krizinden yaklaşık bir ay sonra, ‘tarihi’ diye nitelendirilen süreç başladı. Ekim ortasındaki Azerbaycan seçimlerinde Aliyev’in güven tazelemesi ve Kasım başında Barack Obama’nın ABD Başkanı seçilmesinin ardından önümüzdeki süreçte bölgede gelişmelerin hızlanması muhtemel. Obama, başkan olduğu takdirde 1915 olaylarının ülkesinde “soykırım” olarak niteleyeceğini; Ermenistan’a yönelik Türk ve Azeri ambargosuna son vermeye çalışacağını zaten açıklamıştı.

Türkiye’deki siyasi çevrelerde genel kanaat olan, ABD başkan adaylarının seçim kampanyalarında verdikleri sözleri seçildikten sonra tutmamaları bir tarafa, Türkiye Obama’nın sorunu çözme kararlığından yola çıkarak bir takım adımları yakın zamanda atabilir.

Adının açıklanmasını istemeyen üst düzey bir diplomat, Türkiye Ermenistan sınırının Mart’taki yerel seçimlerin ardından Nisan ayında açılması için çalışmaların başlatıldığını doğruluyor. Ermenistan’dan gelen bir başka bilgiyse, bu hazırlığa dair ikinci doğrulama niteliğinde. Adının açıklanmasını istemeyen başka bir Ermeni kaynağa göre, Avrupa Parlamentosu Nisan’da Kars’ta Türk ve Ermeni devlet adamlarının davet edileceği bir etkinlik düzenlemeyi planlıyor. Türk tarafıysa etkinliği kolaylaştırmak için sınırı bir günlüğüne açmaya hazırlanıyor. Aynı kaynağa göre, Obama’nın başkanlık dönemindeki ilk 24 Nisan (Ermeni diasporası tarafından iddia edilen “Soykırımı Anma Günü” olarak kabul ediliyor) ile yakın tarihlere denk gelecek etkinlik, “Türkiye tarafından Ermeni diasporasının çabalarını da önlemek adına sınırları kalıcı olarak açmak için iyi bir fırsat olarak değerlendiriliyor olabilir.”

Diğer taraftan, Obama da taahhüt ettiklerini yerine getirmek konusunda sıkıntı yaşayabilir. Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi (ASAM) Ermeni Araştırmaları Enstitüsü’nden uzman Yıldız Deveci Bozkuş, “Obama, hem Türk-ABD ilişkilerini göz önünde bulunduracak hem de Ermeniler’e verdiği sözlerden geri dönmesi o kadar kolay olmayacak” diyor. Önümüzdeki dönemde soykırım iddiaları konusunda Türkiye aleyhine gelişmelerin yaşanabileceğini belirtirken şunu da ekliyor: “Nisan’da sınırın açılıp açılmaması ülkelerin iç dinamiklerine bağlı ama Türkiye’nin iyi niyetini, ilişkilerin gelişmesi konusundaki istekliliğini göstermek için 24 Nisan öncesinde böyle bir adım atması mümkün.” Seçimlerden hemen önce Newsweek Türkiye’ye konuşan, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nda (AGİT) Dağlık Karabağ sorununa çözüm için çalışan Minsk Grubu’nun eşbaşkanı, ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Matthew Bryza da “Obama seçilirse, Türkiye’ye ve Türk-ABD ilişkilerinin önemine bakışı değişecektir” diyor.

İki ülke ilişkilerinin normalleşmesine ilişkin çabalar yapılan maçla su yüzüne çıkmış olsa da, Gül’ün ziyaretinin aslında bir sonuç olduğu, maç öncesi bir tür “uluslararası barış projesi”ne benzeyen süreçte aslında çok yol alındığı açık. Tarihi husumetleri yavaş yavaş bir kenara bıraktıran sürecin arkasında, uzun ve zorlu bir diplomatik maratonla birlikte Kafkasya’da birdenbire değişebilen hassas dengeler yatıyor. Düne kadar sorunları konuşmak için diplomatik temas kurmaktan kaçınan iki ülke, bugün sınırların açılıp ilişkilerin normalleştirilmesi, ticaretin geliştirilmesi, sürece Azerbaycan’ı da dâhil ederek tarafların elini kolunu bağlayan Dağlık Karabağ sorununa çözüm bulunmasını tartışıyor. Sürecin birden bu kadar hızlı işlemesi, basit bir karşılıklı iyi niyet gösterisinin ötesinde olmalı. Son bir buçuk yıldır, iki ülke diplomatlarının İsviçre’nin Bern kentinde sık sık bir araya geldiği ve Türk-Ermeni ilişkilerinin normalleştirilmesi başlığı altında bir dizi gizli görüşme yaptığı son birkaç aydır biliniyor. Ermenistan yönetiminin hem Karabağ sorunun çözülmesi hem de ekonomik ve askeri olarak istikrarlı bir Ermenistan için Türkiye’yle normal ilişkilerin kurulması gerektiğinin farkına vardığını belirten Bryza da, Gürcistan olaylarının iki tarafın ilişkilerdeki normalleşmeyi daha fazla istemelerine neden olduğunu söylüyor.

Türkiye’yle Ermenistan arasında kökenleri Osmanlı dönemine uzanan, neredeyse yüz yıllık bir geçmişe sahip sorunların çözümü kolay olmayacak. Sovyetler Birliği’nin (SSCB) dağılmasıyla Ermenistan devletini Türkiye resmen tanıdıysa da, iki ülke arasında diplomatik ilişki kurulmadı. Ermenistan’ın bir başka komşusu olan Azerbaycan’la yaşadığı Dağlık Karabağ ihtilafıysa (Azerbaycan kendisine ait olduğunu iddia ettiği Karabağ bölgesini elinde bulunduran Ermenistan’ı işgalci olarak nitelendiriyor) Türkiye’nin Ermenistan sınırını 1993’te kapatmasına yol açtı. Bu durumsa, denize çıkışı olmayan dağlık Ermenistan için büyük bir dezavantaj. Ermenistan, 1915’te Osmanlı topraklarında Ermeniler’in maruz kaldığını iddia ettiği olayları Türkiye’nin “soykırım” olarak tanımasını ve mağdurlara veya mirasçılarına tazminat ödemesini talep ediyor. Özellikle ABD ve Fransa’da siyasi açıdan aktif olan Ermeni diasporasının sert çıkışları da Türkiye’yi zorluyor. Çözümsüz sorunlarsa hem Türkiye’de hem Ermenistan’da şahinlerin daha da güçlenmesine yol açıyor.

Bugün gelinen noktada görünen o ki, taraflar kendilerinin dahi hoşuna gitmeyen bütün meseleleri masaya koymuş durumda, birbirlerinin kaygılarını uzun zamandır biliyorlar. Ekim sonunda Ermenistan Dışişleri Bakanı Edvard Nalbandyan ve Türkiye’nin Ermenistan politikasının mimarı Başbakanlık Dış Politika Başdanışmanı Ahmet Davutoğlu’nun karşılıklı olumlu mesajları geleceğe dair umut verdi. Bryza ise bu gelişmeyi şöyle açıklıyor: “Ermeni hükümeti oldukça ciddi değişiklikleri göze alıyor olabilir. Sarkisyan’ın ülkenin geleceğiyle ilgili yeni ve taze bir bakışı var. Sarkisyan da Gül de akıllıca davranıyor, her ikisi de ileri görüşlü ve radikal.” Öte yandan, Nalbandyan’ın Ermeni diasporasını kastederek ilişkilerin normalleşmesinin herkesi memnun etmeyeceğini ama iki ülke liderlerinin sorumluluğu üstleneceğini ve çıkarlara hizmet edecek adımlar atacağını söylemesi, Ermenistan hükümetinin önceliği ilişkilerin gelişmesine verdiğinin açık bir göstergesi. Yıllardır iki ülke ilişkilerinin gelişmesi için emek veren Türk-Ermeni İş Geliştirme Konseyi Başkanı Kaan Soyak, Ermeni diasporasında iki ayrı görüş bulunduğunu, bir tarafın öncelikle Türkiye’nin soykırım iddialarını kabul etmesini istediğini, diğerininse önceliği Türk-Ermeni ilişkilerine verdiğini söylüyor: “Belirleyici olan Ermenistan hükümeti. O da şu an çok açık bir tavır sergiliyor. Her konuda Türkiye’yle uzlaşmaya öncelik verdiğini diasporaya duyurdu.”

Donmuş sorunlar üzerinde mutabakata olanak sağlarsa, sürecin vaat ettikleri de çok fazla. Bunlar arasında en sık tekrarlanan ifadeyse artık bir slogana dönüştü: Karşılıklı çıkar. Türkiye ve Ermenistan’ın yanı sıra ABD, Rusya ve Avrupa Birliği’nin (AB) de çıkarlarının aynı yönde olması ihtimali önemli. ABD ve AB’nin iki ülke diyalogunun başlamasına yönelik olumlu ve teşvik edici tavrı, AB İlerleme Raporları’nda ve ABD-Türkiye arasındaki üst düzey görüşmelerde sıklıkla dile getirilmişken, Rusya’nın konumuysa ilgi çekici.

Ekim sonunda, Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev Sarkisyan’ın davetiyle gittiği Erivan’da “Karabağ sorunu Rusya’nın arabuluculuğunda çözülebilir” dedi. Birkaç gün sonra, taraflar bu yönde bir deklarasyon imzaladı. Şimdiye dek Karabağ sorunun çözümüne fazla ilgi göstermemiş olan Rusya’nın tutum değiştirmesi, Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki sorunların kendi onayı olmadan çözülmesinin mümkün olamayacağını gösterme çabası olarak da yorumlanabilir.

Türk-Ermeni ilişkilerinde normalleşme Türkiye açısından, Gürcistan’daki çatışmalardan sonra güvensizleşen bölgeye istikrar getirmek için ortaya attığı Kafkasya İstikrar ve İşbirliği Platformu (KİİP) girişimini destekleyici bir unsur. Platform, ancak tarafların uzlaştığı bir ortamda hayat bulabilir. Hazar Denizi’nden Akdeniz’e ulaşan enerji koridorlarında Gürcistan tekelini kırmak ve Türkiye’nin yine bu koridorda yer alması açısından da girişim önemli. Bryza, “Kafkaslar’da, Azerbaycan, Ermenistan, Türkiye; hepsi birbirine bağlı. Türkiye sorunları çözerse, Rusya’nın müdahalesinden sonra güvensizleşen enerji hattında Ermenistan üzerinden yeni bir koridor açılmış olur; herkes bu durumdan kazançlı çıkar” diyor. Bu yakınlaşma, ABD ve AB için enerji kaynağı bir bölgeye açılan yeni kapıda istikrar anlamına gelirken, Rusya için de izole etmek istediği Gürcistan’a alternatif olabilir. Öte yandan Ermenistan’da Ruslar’ın sahibi olduğu enerji şebekesinden Türkiye’nin doğusuna elektrik satılması ihtimali Rusya’nın iştahını kabartıyor. 1998-2008 arası Ermenistan hükümetlerinde dışişleri bakanı olarak görev yapan Vartan Oskanyan da aynı kanıda: “İlişkilerin gelişmesi Rusya’nın da çıkarına. Başka nedenlerle bile olsa, Rusya sınırı açık ve demiryolunu işler görmek isteyecektir.”

Sınıra 70 km uzaktaki Kars’ta yaşayan işadamı Ali İhsan Alınak, iki ülke arasında yaşanan gelişmelerin şehirde bir mutluluk havası oluştuğunu anlatıyor. Alınak’a göre, şehirde Alican sınır kapısının açılması ve akabinde ticaretin yoğunlaşmasına yönelik ciddi bir beklenti var. Ermenistan’daki 400 bin nüfuslu Gümrü şehrinin beş km ötesindeki sınır kapısı SSCB zamanında ciddi boyutlarda bir ticareti örgütlüyordu. Sınırın öte yanından, Radio Free Europe’un büro şefi Hrair Tamrazian da Kars-Gümrü arasındaki kapının en azından hafta sonları açılması ve vatandaşların özel araçlarıyla alışverişe gitmeye başlamalarıyla hem ilişkilerin hem de ekonominin canlanacağını belirtiyor. Milli gelirin 5 milyar dolar civarında olduğu Ermenistan’da da siyasi açılımlar, çoğunluk tarafından hevesle bekleniyor.

Aslında ortada bir ‘kazan-kazan’ pozisyonu var. İlişkiler normalleşirse Ermenistan önemli bir dış politika başarısı elde ettiği gibi, kendisini dış dünyaya bağlayan ekonomik bir kanal da bulmuş olacak. Dünya Bankası, sınırların açılması halinde Ermenistan’ın milli gelirinin en az yüzde 30 artacağını açıkladı. Öte yandan, Gül’ün ABD ziyareti sırasında düzenlenen bir yemeğe katılan ABD’deki Ermeni diasporasına mensup Krikor Salbashian, sınırın açılması halinde bölgede kurulacak bir Nitelikli Sanayi Bölgesi’yle 250 bin kişiye çalışma imkânı ve 10 milyar dolarlık ihracat oluşacağını söyledi. Ermeni Liberal Demokrat Parti’nin New York Bölge Başkanı ve Türk-Ermeni İş Geliştirme Konseyi Eşbaşkanı olan Salbashian’a göre, Türkiye’nin tekstildeki teknoloji ve deneyimi, Ermenistan’ın kalifiye işgücüyle birleştirilirse, bölgede harikalar yaratacak yeni bir tekstil merkezi kurulabilir.

Salbashain’ın bu önerisi, zaten Erivan yönetiminin sergilediği ılımlı politikalara büyük tepki duyan ABD ve Fransa’da yaşayan Ermeni diasporasında büyük bir kriz yarattı. Ancak Erivan’da yaşayan bir Ermeni, Türk – Ermeni sivil toplum kuruluşları arasındaki bir toplantıda söz alarak, Ermenistan’ın kurulduğu 1991’de ülke nüfusu 4 milyonken ekonomik sorunlar nedeniyle şu anda 1,6 milyona indiğini hiddetle hatırlattı: “Biz burada çok ciddi güçlük çekerken, siz California’daki lüks evlerinizde hakkımızda fikir yürütmekten vazgeçin!” Elbette Türkiye’deki milliyetçi kesimden de itirazlar yükseliyor. Emekli Büyükelçi Gündüz Aktan, müzakerelerin de önemli sonuçları olmayacağı kanısında.

Türkiye, Kafkas politikalarını uygulamaya koyarken temkinli davranmalı. Zira G. Osetya’ya yaptığı müdahalede de sergilediği gibi Rusya, kendi çıkarları söz konusu olduğunda çok sert davranmaktan çekinmiyor. ASAM Rusya uzmanı İlyas Kamalov Rusya’nın aksi yönde beyanda bulunsa da, Karabağ’da bir çözüme kesinlikle karşı olduğunu düşünüyor.

Başlarda, Türkiye – Ermenistan görüşmelerinin Azerbaycan’da kırgınlık yarattığı söylense de, AGİT bünyesinde kısa dönem seçim gözlemcisi olarak Azerbaycan’da bulunan Bozkuş aksi görüşte: “Türkiye bu adımı attıysa mutlaka bizim yararımızadır, görüşü hakim.” Aliyev, bölgenin güvenliğinde en büyük sorunun Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ bölgesinin işgali olduğunu, çözümün konuşulabilmesi içinse önce Ermenistan’ın işgal ettiği topraklardan çekilmesi gerektiğini söyledi. Kamalov da, Rusya’nın Karabağ sorununda attığı adımı, Rusya’nın G. Kafkasya ülkelerinin Batı’yla yakınlaşmasının önünde engel olmaya devam edeceği mesajı olarak yorumluyor ve “bu konu yakın gelecekte bir çözüme ulaşmaz” diyor.

Devletler diyalog yolunda adımlar atarken, sivil topluma düşen görevler de var. “100 Yıl Önce Türkiye’de Ermeniler” kitabının yazarı Osman Köker’e göre, işe öncelikle müfredattaki tarih kitaplarında yer alan düşmanca ifadeleri kaldırmakla başlamalı. Ancak gelişme de yok değil, bugüne kadar tabu addedilen konular daha rahat konuşuluyor. Moskova Büyükelçiliği sırasında SSCB’deki Ermeniler’le sıkça temas kuran emekli Büyükelçi Volkan Vural bir röportajda “Osmanlı döneminde, bugünkü Türkiye hudutları içinde yaşayan ve bir şekilde tehcire tâbi tutulmuş olan bütün Ermeniler ve hatta başka azınlıklar da Türk vatandaşlığına isterlerse otomatik olarak alınmalı” demişti. Vural sembolik tazminatlar ödenmesini ve bu ülkeden bir şekilde gitmek zorunda kalan insanlardan özür dilenmesini de öneriyordu. Vural, Newsweek Türkiye’ye, bu önerisinin ardından gelen tepkileri anlattı: “Katılmayanlar da var elbette ama önerim Türkiye ve yurtdışında gerçekten çok olumlu karşılandı.” Vural’ın önerisi, Ermeni asıllı gazeteci Hrant Dink’in suikasta kurban gitmeden önce kaleme aldığı son yazısıyla birlikte okunduğunda daha da anlamlı. “Türkiye’de kalıp yaşamak, hem bizim gerçek arzumuz, hem de Türkiye’de demokrasi mücadelesi veren, bize destek çıkan, tanıdık-tanımadık binlerce dostumuza olan saygımızın gereğiydi.” Dink’in yakın arkadaşı ve avukatı Fethiye Çetin’in de belirttiği gibi, hiç şüphesiz bu yaşananlarda yıllarca ilişkilerin gelişmesi için çabalamış Dink’in büyük katkısı var.

NEWSWEEK TURKIYE

13.12.2008

Leave a Comment

*

Copyright © 2026 Tabdc.Org Sitemizdeki İçeriklerin Her Hakkı Saklıdır. İzinsiz Kullanılamaz. Akgün Medya

Scroll to top