Como Gölü kıyısında Ermenistan konuşmak
Como Gölü kıyısında Ermenistan konuşmak

Como, İtalya’nın kuzeyinde Milano’ya yaklaşık bir saat mesafede ve Alp Dağları arasına sıkışmış 146 kilometre karelik genişliğe sahip bir göl. Çatal şeklinde son derece etkileyici bir duruşu var. Ve Ermenistan-Türkiye ilişkilerini konuştuğumuz Rockefeller Vakfı’na ait merkez de çatalın neredeyse tam ucunda.
Odanızın önünde sahile vuran dalgaların sesini dinlemek, sabah çığlık atan martılarla uyanmak itiraf etmeliyim ki büyük bir keyif. Ama Ermenistan-Türkiye ilişkilerini konuşmak için ne yazık ki aynı şeyleri söylemek çok zor.
Çünkü 10 Ekim’de Zürih Üniversitesi’nde yapılan törenle protokollerin imzalanmasından sonra aradan geçen 9 aya rağmen iki ülke ilişkilerinde hemen hemen hiçbir ilerleme sağlanmadı.
İlişkileri normalleştirecek, diplomatik temsilciliklerin açılmasını sağlayacak, sınır kapılarından geçişi temin edecek iki protokol da askıda. Türkiye, Ermenistan ve Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ ile ilgili alanda bir ilerleme kaydetmesini bekliyor. Ermenistan ise Türkiye’yi beklemekte.
Bellagio’daki toplantıda bir kez daha gördüğümüz gibi Ermenistan sivil toplumunun da uluslararası alanda kendini bu konularda ispatlamış uzmanların da Dağlık Karabağ için çözüm umudu hiç yok.
Hatta bazıları Ermeni güçlerinin Azeri topraklarından çekilmesi konusunda bile zaman geçtikçe Ermenistan’ın daha katı bir tutum takındığını söylüyor.
Türkiye içinse onlarca dert ve sorun arasında Ermenistan ile imzalanmış protokoller gündemin en son sıralarında bir yerlerde duruyor. Terör, Ergenekon ve anayasa reformu tartışmaları arasına Ermenistan ile ilişkilerin girmesi olanaksız.
Dış politika açısından İran ile imzalanan takas anlaşması ve Mavi Marmara krizi sonrasında yaşanan gerilimi yönetme her türlü Ermenistan politikasından daha büyük bir önem taşıyor.
Sürece müdahil olabilecek üçüncü tarafların ise Ermenistan-Türkiye ilişkileri pek umurlarında değil. Amerika’nın doğru dürüst bir Kafkas politikası dahi yok. Obama yönetimi bölgeye parçalara ayrılmış şekilde bakıyor.
Amerika, Azerbaycan’a baktığında petrol ve gaz görüyor. Ermenistan’a baktığında iç politikada güçlü bir ses çıkartan azınlık. Onların ne Ermenistan’a ne de Azerbaycan’a anlaşmaları için baskı yapmaya niyeti var.
Konuyu yakından takip edenlere göre ABD Dışişleri Bakanı Clinton bölgeye sadece bir nezaket ziyareti yaptı. Dağlık Karabağ tabii ki konuşuldu ama çözüm hedeflenmedi.
AB deseniz zaten Kafkas siyasetinde dikkate alınacak bir faktör sayılmaz. Öyle olsaydı Fransa’nın yıllarca süren Minsk Grubu eşbaşkanlığından çoktan barış çıkardı.
AB ve AB ülkeleri Kafkaslar’ın yumuşak, köşesiz sorunlarıyla uğraşıp ekonomik çıkarlarını maksimize etmek derdinde. Rusya da zaten büyük ölçüde kayıtsız, üstelik sorunun çözümü için de hiç acelesi bulunmamakta.
Tüm bu tür toplantılarda olduğu gibi sorun Türkiye’de düğümleniyor ve katılanlar size neden adım atılmadığını soruyor. Siz de onlara neden kendilerinin bir adım atmadıklarını soruyorsunuz. Ve tartışma uzayıp gidiyor.
Bazen dalıp göle konan karabataklara, bazen de Türkiye’de olan bitene bakıyorsunuz bilgisayarınızdan. Ama birbirini takip eden onlarca toplantıya rağmen uzlaşmanız, sivil toplum olarak belli bir eylem planı üstünde anlaşmanız mümkün olmuyor.
Sonunda kendinizi doğanın güzelliğiyle, pek çok defa farklı yerlerde birlikte olduğunuz Ermeni arkadaşlarınızı daha iyi tanımanıza vesile olmasıyla avutuyorsunuz. Bir de sivrisinekler olmasa…
28.07.2010
Akgün Medya