Home » News » Ermenistan’ın küreselleşme yolu Ankara’dan geçiyor

Ermenistan’ın küreselleşme yolu Ankara’dan geçiyor

3363

Türkiye ile Ermenistan arasındaki bir asırlık sorun, beklenenin ötesinde olumlu bir hava içinde normalleşme sürecine girdi. Sürecin bu denli başarılı başlangıç yapmasının ardındaki en önemli etken, uluslararası konjonktürün bu yakınlaşma için tarihte hiç olmadığı kadar uygun şartlar içinde olmasıdır.

Kafkasya’da farklı hesapları olan bölgesel ve küresel güçlerin çıkarları nadiren kesişir. İsviçre’deki imza törenine dikkatli bakılırsa, bahsettiğimiz kesişmenin Ankara ve Erivan’ın barış adına atacakları adımları ne kadar kolaylaştırdığını anlayabiliriz. Şayet Türkiye ile Ermenistan arasındaki bu yakınlaşma, küresel güçlerden birinin çıkarları ile örtüşmeseydi süreç bu kadar rahat işleyebilir miydi? Büyük fotoğrafı görebilmek için sürece bir de şu açıdan bakalım: Osetya Savaşı’nda burun buruna gelen devletler, 10 Ekim’de İsviçre’de niçin kol kola girdi?

Ekonomik açıdan hayli zor günler geçiren Ermenistan, çifte izolasyondan bunalmış durumda. Dünyaya Türkiye üzerinden açılarak daha müreffeh bir ülke olma hesapları yapan Erivan, bu yolda risk alabileceğini gösterdi. Aynı şekilde dış politikası ‘soykırım’ iddiaları gölgesinde kalan Ankara da bir şekilde sıfır problemli komşular halkasına Ermenistan’ı katmak için aktif politikalar gerçekleştirme arzusu içinde.

Peki; Rusya, ABD ve AB’nin barış adına motivasyonları neler? Karabağ’a 16 sene önce Rus tankları ile giren Ermeniler, İsviçre’ye de Ruslarla geldi. Değişen Kafkasya, farklı güçleri boru hatları ile birbirine bağlamaya devam ediyor.

İKİ ÜLKENİN CESUR ADIMLARI PRADİGMALARI DEĞİŞTİRECEK

Ankara-Erivan yakınlaşmasında uluslararası konjonktürün müsait oluşu çok önemli olsa da şüphesiz bu kadar kronik bir sorunun çözümü aşamasında tek başına yeterli bir etken değildir. Başarılı olduğu takdirde Kafkaslar’ın liberalleşmesine de fırsat sağlayacak bu gelişme, çok cesur bir şekilde inisiyatif alan liderlerin omuzlarında yükselmektedir. Bu noktadan bakıldığında sınırı açmak sureti ile Türkiye geleneksel tezlerinden sadece bir tanesinden vazgeçmiş görünüyor. İmzalanan protokol çerçevesinde Ermenistan da kesinlikle ‘taviz vermez’ denilen geleneksel birçok tezlerinden vazgeçmeye hazır olduğu imajını veriyor.

‘Sözde soykırımı’ tartışmanın en büyük tabulardan olduğu Ermenistan’da Devlet Başkanı Sarkisyan’ın ortak tarih komisyonu kurulmasını kabul etmesi, barış adına atılmış önemli bir adımdır. Bilindiği üzere ‘ortak tarih komisyonu’ kurulması teklifi, Türk tarafının projesidir. Kimlik oluşumunu 1915 olaylarına dayandıran bir toplumun ‘sözde soykırımı’ sorgulaması aslında kendisini sorgulaması olarak da algılanabilir.

Sarkisyan’ın bu adımı, çok düşünmeden, alternatif hesaplar yapmadan kolay atılabilecek bir adım değildir. Bu adımın ne anlama geldiğini merak edenler, imza törenindeki Ermenistan Dışişleri Bakanı Nalbandyan’ın yüz ifadesine bir kere daha baksın. Ermenistan tarihinde çok önemli bir dönüm noktası olarak anılacak bu protokole imza atmak, bir Ermeni için önemli bir cesaret göstergesi.

Tarih komisyonuna paralel olarak Ermenistan, Karabağ’ın etrafındaki yedi bölgeden beşini boşaltabileceğini sözlü olarak kabul etmişti. 4 Ağustos’ta Ermenistan, Laçin koridorunu boşaltmaya hazır olduğunu da açıklayarak bir sürpriz daha yaptı. Laçin koridoru, Ermenistan’ı Karabağ’a bağlayan toprak parçası. Stratejik ve sembolik açıdan Laçin koridorunun boşaltılması barış adına önemli bir adımdır. Ermenistan, Karabağ sorununda ‘hiçbir taviz vermeyecek, geri adım atmayacak’ bir ülke olarak algılanmaktaydı. Tıpkı ‘soykırım iddiaları’ için kurulacak ortak tarih komisyonunda olduğu gibi bu noktada da Erivan adım atabileceğinin işaretlerini verdi. Somut hamlelerin sayısı arttıkça uluslararası toplum, sorunun çözümü için taraflara yeni çağrılar yapıp baskı uygulamaya bile başlayabilir.

Peki, tüm bu gelişmeler Azerbaycan’ı memnun eder mi? Bu soruya cevap vermek için henüz çok erken. Bakü, şüphesiz Karabağ’ı koşulsuz bir şekilde Azerbaycan topraklarına katmak için mücadele verecektir. Nitekim yüzde 40’ı geri alınmış bir Karabağ, bardağın boş tarafına bakanlar için yüzde 60’ı kaybedilmiş vatan toprağı anlamına gelir. Bu noktada Ankara’nın, Aliyev’e verdiği sözler çerçevesinde hangi hamleleri yapacağını zaman içinde göreceğiz.

KARABAĞ SORUNU ÇÖZÜLMEZSE…

Karabağ, 1920’lerde Ermenistan’a bağlı bir bölgeyken Stalin tarafından Azerbaycan’a bağlanmış. Azerbaycan ile Nahçivan arasındaki bölge ise Azerilere ait iken Türkiye’nin Kafkasya bağlantısını kesebilmek için yine Stalin tarafından Ermenistan’a bağlanmış. Karabağ’ın Ermeniler tarafından işgal edildiği gün nüfusunun ağırlıklı bir bölümünün Ermeni kökenli olduğu biliniyor. Diğer bir deyişle Karabağ, Azerbaycan Cumhuriyeti içerisinde bir Ermeni bölgesi.

Türkiye’nin Ermenistan üzerinde oynayabileceği en önemli koz şüphesiz Karabağ’ın işgali sonrasında kapatılan karasal sınırıdır. Ermenistan’ı ekonomik açıdan oldukça müşkül duruma sokan bu hamleden geri adım atılır ve Karabağ sorunu çözülmezse Ankara imzalanan protokolle her şeyi kaybetmiş olmaz.

Karabağ sorununda taraflar öncelikle samimi olmalı. Yaklaşık 20 senedir çözülememiş bir sorunda tamamen bir tarafın tezlerinin hâkim olduğu bir neticeye varmak kolay değil. Yakın zaman içinde Ermenistan, Karabağ’ın otonom bir cumhuriyet olarak Azerbaycan’a bağlanmasını kabul edebilir. Bu gelişme akabinde ise AGİT’in (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı) gözlemciliğinde Ermenistan, Karabağ’da vaat ettiği bölgelerden çekilerek Bakü’yü normalleşme sürecine dâhil etmeyi deneyebilir.

Kötü bir senaryo ile olayların Ankara açısından istenildiği gibi gelişmediğini düşünelim. Ermenistan’ın, sınırın açılması akabinde verdiği sözlerde durmadığını ve Karabağ sorununda vaat ettiği somut adımları atmadığını tasavvur edelim. Türkiye, Ermenistan ile ilişkilerin normalleşmesi adına protokolü imzalamış olsa da teati belgesini vermeyerek sınırın açılmasını durdurabilir.

TİKA’dan (Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi) Dr. İhsan Çomak’ın ifadeleri ile teati belgesini verdikten sonra da sınırı belli günlerde açarak ya da sınırlı yük hakkı getirerek geçişi zorlaştırabilir. Buna paralel olarak Ermeni vatandaşlarına vize vermeyerek fiilen sınırı kapatamasa da Ermenilerin geçişlerini engelleyebilir. Nitekim sınırı açarak Türkiye tüm kozları Erivan’ın eline vermiş olmuyor. Düşük bir ihtimal olsa da Kafkaslar’da ikili ilişkilerin mevcut hâlinden daha kötüye gitme ihtimali zaten görünmüyor. Bu fırsatı, Avrupa’da çok yaygın kullanılan bir atasözü ile değerlendirecek olursak: Deneyen kaybedebilir, denemeyen zaten kaybetmiştir…

AZERİ KAMUOYU İKNA EDİLEBİLDİ Mİ?

Kafkaslar’da dondurulmuş sorunlar zaman içinde unutulmuyor. Bölgesel çapta istikrarsızlığın çıkması için Kafkaslar’da haddinden fazla malzeme var. Azerbaycan halkı hâlâ Türkiye’nin atmakta olduğu adımlara temkinli yaklaşıyor. Başbakan Erdoğan’ın verdiği taahhütlere inansalar da, Ermenilere olan güvensizlikleri sürece farklı bakmalarına yol açıyor. Türkiye, halk diplomasisi yaparak Azeri kamuoyunu yanına çekmek için alternatif projeler üretmeli. Bu noktada sadece Başbakan Erdoğan’ın girişimleri yeterli olmayabilir.

BÖLGENİN KADERİNİ KİM BELİRLİYOR?

Hazar Bölgesi, enerji planlarının yavaş yavaş gerçekleştirilmeye başladığı bir coğrafya. Çift taraflı izolasyon neticesinde bütün enerji planlarının da dışında bırakılan fakir Ermenistan ekonomik açıdan panik içinde. Hazar ülkeleri millî gelirlerini artırıp bir bir zenginler sınıfına yükselirken, Ermenistan için tam aksi bir durum söz konusu. Küresel kriz sebebi ile diasporadan da yeterli maddi destek alamayan Erivan, kendi işini kendi görmek için kolları sıvadı. Nitekim Sarkisyan’ın “Ben diasporayı ikna etmek için değil, ne yapacağımı anlatmak için ziyaret ettim” sözü bu konuda ne kadar kararlı olduğunu gösteriyor.

 Ermenistan’ın hâlihazırdaki enerji yollarında aktif rol almayışı yakın gelecekte de bu alanda olmayacağı anlamına gelmiyor. Önümüzdeki on yıl içinde yüzde 20 ile 30 arası enerji açığı yaşayacak olan AB, biraz daha ucuz enerji alabilmek için Hazar ve Kafkas bölgesine büyük önem atfediyor. Irak gazını bir şekilde Nabucco’ya taşımayı planlayan ABD de bölgedeki enerji güvenliğini sağlamanın hesapları içinde. Azerbaycan’ı küstürüp karşı bir cepheye kaptırma riskinden endişe eden Moskova da şimdilik bu küresel barış planının bir parçası durumunda.

 Tarih boyunca büyük güçlerin arasında tampon bölge olarak yaşamaya çalışan Ermenistan ise ilk defa kendi planları ile aktör olma hayali kurmaya başladı. Erivan’ın en büyük hayali iktisadi açıdan kendisini rahatlatacak ve dünya ile entegrasyonunu hızlandıracak küresel projelere dâhil olmak. Bu yol ise önce Ankara, sonra Bakü’den geçiyor
AKSİYON

21.10.2009

Leave a Comment

*

Copyright © 2026 Tabdc.Org Sitemizdeki İçeriklerin Her Hakkı Saklıdır. İzinsiz Kullanılamaz. Akgün Medya

Scroll to top